02 Aralık 2008

Empati Üzerine

Kimi zaman gülümsüyor, kimi zaman hüzünleniyor, bazen de çelişkilere kapılıyoruz. Kimsenin fark edemediği en ufak hadise bile, mutluluğumuzu tetikleyebildiği gibi, hayatın önemsiz şekilleri gibi duran kimi parçalar da zaman içinde süresiz huzursuzluklara kapı açabiliyor.

Yaşamdaki psikolojik kavramların arasına yeni katılan ama her zaman var olan Empati üzerine, genelde tanım içerikli kitaplar yazılmıştır. Adam Fawer, insanların özümsemeye çalıştığı Empati kavramına, gizem ve hayal gücü de ekleyerek bizlere farklı bir roman sunuyor.

Adam Fawer bu kitabından, ilk romanı Olasılıksız’da olduğu gibi, birtakım açıklama ve tarih bilgilerine yer vermeyi sürdürmüş. Bilim adına hikâyeleri okumayı sevenler için hoş görünen ayrıntılara girilmiş, ama bu ayrıntılarında dozu biraz kaçmış gibi görünüyor. En azından kendi adıma, açıklamaların bitmesi için sabırsızlandığım durumlar oldu. Romanın sürükleyici özelliğini yavaşlatan bu bilgiler, empati yeteneğini kazanmak için bir yolu izler gibi, çeşitli yorumlarda bulunarak geçmişten ders almayı, kimi zaman olayları akışına bırakmayı ya da kendine sınırlar koyarak kontrol mekanizmasını güçlendirmeyi anlatmaya çalışıyor. Fakat vermeye çalıştığı bu bilimsel açıklamaları biraz daha kısa tutsa, en azından heyecanımızı törpülememiş olurduk.

Adam Fawer, roman kahramanlarının karakterlerini anlatmak adına, hipotezler ile varsayımlar arasında çeşitli bağlantılardan yola çıkarak, hayal gücünü zorlamayı başarıyor. Yaşam içerisinde birçoğumuzun yapamadığı bir özelliğiyle, hayallerini sağlam temeller ile açıklamaya çalışarak, bazen inandırmaya kadar götürebilecek fikirler üretiyor. Empatinin teknolojiyle birlikte çağımızdaki geçerliliğini, çalışma ve yaşantımızdaki vazgeçilmezliğini veya önemini, biraz abartılı da olsa içimize sindirmemizi sağlıyor.

Kişilerin karşısındakini hissetmesi adına yerine koyma prensibi kullanarak, onların duygu ve düşüncelerini açık uçlu sorularla doğru algılamayla beraber, kendi gerçeklerimize ne kadar inandırabiliriz? Herkesi doğru olarak hissediyor muyuz, yoksa onları kendimiz gibi mi algılıyoruz? Yaşantımızda yeri sağlam temellerle belirlenmiş birçok şirket için Empati, işe giriş öncesi sindirilmesi gereken bir konu olarak bilindiği için çalışanlarına dikkatle sunulur, çeşitli aralıklarla önemi hatırlatılır. Öyle ki şirketlerin, müşteriyle doğrudan temasta olan çalışanlara, empatiyi algılayamadıktan sonra çoğu kez tavizleri yoktur. Belki de sırf bu ilgiyi arttırabilmek adına teorik örneklerden uzaklaşıp, empatiyi Adam fawer’in romanıyla yaşamalıyız. 1998 yılında gösterime giren “Patch Adams” isimli bir film vardı. Hayatında Empati hakkında hiç eğitim almamış kişilerin, en azından bu filmi edinerek biraz da olsa fikir sahibi olacağını düşünüyorum.

Konudan fazla uzaklaşmadan kitaba dönecek olursak, olayları parçalara ayırıp mükemmel bir şekilde toparlaması, Adam Fawer’in roman çalışmalarında kullandığı bir yeteneğidir. En beğendiğim özelliği ise, gizem veya biraz fantastik kaçacak öğelerin, diğer romanlara oranla daha gerçekçi kullanılması, bir anlamda desteksiz atmamasıdır. Bu konuda Dan Brown’un yolundan gidiyor gibi görünüyor. En azından onun alternatifi olarak görülebilir. Görülen o ki, yeniçağın kitap kurtları, tekdüze giden polisiyelerden ya da aşklardan sıkılarak dikkatlerini, dünya tarihi ve hayatın gereksinimlerini de alarak, biraz da mistik bir havayla merak uyandıracak yapıtlara doğru yoğunlaştırmışlar.

Yaşamdaki Empat’ların neler yapabileceğini hissetmek istiyorsanız, Empati size göre olabilir.

Emre Türker

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder