13 Eylül 2013

Asla Vazgeçme

Yazar: Harlan Coben
Sayfa Sayısı: 425
Kitap Boyutu: 13,5 x 19,5
Yayınevi: Martı Yayıncılık

Kısa aralıklarla iki cinayet. Bunların birbiriyle bağlantısı var mı? Onların ölmesi için sebep neydi? Klasik Amerikan polisiye film havasında, heyecanını baştan sona kaybetmeyen bir roman.

Konusu: Barda içkisini yudumlayan Marianne, kendini bir anda bir katilin kollarında bulur. Katili ona acı çektirirken, hiç vicdan azabı çekmeyecektir. Bu sırada cinayete ortak olan saman saçlı kadın ise biraz tedirgindir. Saman saçlı kadının düşündüğü şey, “acaba bu cinayet gerçekten gerekli miydi?”

Bu arada doktor Mike’ın oğlu Adam, okul arkadaşının intiharından sonra içine kapanmaya ve gittikçe tuhaf hareket etmeye başlayınca, avukat annesi Tia, onun bilgisayarına bir izleme cihazı yerleştirmeleri konusunda Mike’ı ikna eder. Mike, oğlunun özeline girmenin pek doğru olmadığını düşünmektedir. Fakat onu izlemeye başladıklarında, ortada bir sorun olduğunu fark ederler. Çünkü Adam, gitmeye hazırlanmaktadır.

Aldatan kadın, seven anne, ailesini kurtarmaya çalışan baba ve diğerleri… Bir bölgede yaşayan birbirinden bağımsız aileler ve onların çocukları ve aileleri arasında geçen sorunlar… Bunlar olup biterken, bölgede yaşanan cinayetler ve bu cinayetin perde arkasını araştıran usta dedektifler. Acaba onların birbiri ile bağlantısı neydi?

 Harlan Coben’in bir romanını ilk defa okuyorum. Açıkçası bu kadar etkileyici ilerleyeceğini düşünmemiştim. Nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlayamadım. Kitabı fırsat buldukça hemen elime alıyor ve sonuna ulaşmak için can atıyordum. Amerikan polisiye havasında geçen film, sanki yazarın bu romanı için film çekilmesi düşüncesiyle senaryoya uygun gittiği görüşündeyim. Fakat Amerikan polisiye romanlarında katil yakalama finalleri, bana biraz abartılı geliyor. Yine de kitabın heyecanına kendinizi kaptıracağınıza eminim.

Emre Türker

08 Eylül 2013

Pollyanna

Yazar: Eleanor H. Porter
Sayfa Sayısı: 204
Kitap Boyutu: 13 x 19,5
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Yayınları
 
Bir mutluluk oyunu hikâyesi. Aslında pek çoğumuzun bildiği ama yine pek çoğumuzun okumadığı bir kitap. Genel olarak çizgi filmlerden, hikâyelerden ve kısaltılmış çocuk özet kitaplarından derlemeler yoluyla haberimiz olan bir çocuk kitabı diye düşünebiliriz. Yıllar sonra bu kitabı tekrar elime aldım. Verdiği anafikri bir yetişkin gözüyle incelemekte fayda var.
 
Konusu şöyle: Harrington Malikânesi sahibi bayan Polly, öksüz kalan Pollyanna’nın malikaneye gelişi için hazırlıklara başlar. Çünkü kız kardeşinin kızı Pollyanna öksüz kalmıştır. Önce annesi Jennie, sonra da rahip babası John Whitter yaşamını yitirmiş, sorumluluk bilincinde olan bayan Polly ise onu hemen yanına almıştır. Bayan Polly ne kadar disiplinli ve kuralcı olsa da, Pollyanna, o kadar mutluluk düşüncesine sahiptir ki, malikaneye gelir gelmez çevresindeki herkesi etkisi altına alır. Çünkü Pollyanna, babasının ona öğrettiği “ne olursa olsun mutlaka mutlu kalmanın bir yolu vardır” prensibini benimsemiştir. Acaba Pollyanna, yaşamının bundan sonraki diliminde de hep mutlu olabilecek mi?
 
İş Bankası Yayınları, 100 temel eserdeki çocuk kitaplarını tam metinlerle yayınlarken, kitabın hemen sonuna da yazar ile ilgili küçük bir biyografi iliştiriyor ki, bu da yazar hakkında akılda kalıcı güzel bir parantez açıyor. 1868-1920 yılları arsında yaşamış yazar Eleanor Emily Hodgman Porter, Pollyanna romanını 1913 yılında yayınlamış. Bu tarihi göz önünde bulundursak, bugünkü kişisel gelişim kitaplarının ilham kaynağı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sorunlara problemle değil çözümle yaklaşma, negatiflik içinde pozitiflik arama, mutluluk için olumlu düşünme, çevredeki insanların da mutluluğu için çalışma, kimseye önyargılı yaklaşmama ve daima yardımsever olma, bu kısa çocuk romanı içinden ayıklayabildiklerim arasında gösterebiliriz. Hal böyle olunca, çocuklara tavsiye edeceğimiz gibi, kişisel gelişim kitaplarından önce herkesin bir Pollyanna okumasını da rahatlıkla önerebiliriz.
 
Emre Türker

25 Ağustos 2013

Kayboluş

Yazar: Ken Grimwood
Sayfa Sayısı: 333
Kitap Boyutu: 13,5 x 21
Yayınevi: Koridor

1960’lı yıllarda Elizabeth Chandler, 13 yaşında ergenliğe adım atarken epilepsi nöbetleriyle tanışır. Okul ve günlük yaşamını tamamen etkileyen bu hastalık nedeniyle ailesi, Richmond’daki Frances Carson Memorial Nöroloji Kliniği’nde Dr. Lawrence Prentiss’den yardım isterler. Elizabeth’in bundan sonraki hayatı, mimar David Austin ile evlenmesine kadar gittikçe yalnızlaşarak devam edecektir.

Dr. Prentiss, Dr. Carrick ile deneysel bir çalışma için bir araya gelir. Çalışmaları, epilepsi ve olası krizler öncesinde beynin kontrolü ile ilgilidir. Ellerindeki en iyi örnek Elizabeth Austin olunca, kendisine çalışma konusunda bilgi verirler. Hiçbir şeyin garantisi olmaması yanında, Elizabeth’in beynine elektrotların yerleştirileceği, buna 1, 2 ve 4 voltluk titreşimler gönderileceği ve bu konuda beynin duruma tepkisinin ölçüleceği kendisine anlatılır. Eşi David’in şüphelerine rağmen Elizabeth, olası bir tedavi için her türlü deneyde yer almaya razıdır.

Ameliyatla beyne yerleştirilen elektrotlar, konu hakkında uzmanların izlenimiyle başlar. Tüm tepkiler doktorların bekledikleri gibi gitmektedir. Ta ki, 12. elektrotta Elizabeth'in göstereceği tepkiye kadar…

Harika bir hayal gücüne sahip yazar Ken Grimwood (Kenneth Milton Grimwood), 2003 yılında 59 yaşındayken hayata gözlerini yumduğunda, Sil Baştan adlı ünlü romanının ikincisini yazdığı söylenir.

“Kayboluş” romanı, iki ayrı olayın anlatımıyla başlıyor. Fakat bu iki ayrı olay, Elizabeth’in okul yılları ile evliliği arasında. Bu geçişler sonrası hikâye ortak bir noktada birleşince, olayın heyecanı gittikçe artan bir tempo kazanıyor. Açıkçası bu kadar etkileyici bir roman beklenmiyordum. İyi bir hayal gücü, merak uyandıran anlatım, başlangıç ile son arasındaki denge, gerçekten takdir edilmeye değer. Türüne ilgi duyanlara tavsiyemdir.

Emre Türker

19 Ağustos 2013

Aşkın Gözyaşları I - 2

Aşkın Gözyaşları I
Tebrizli Şems

Yazar: Sinan Yağmur
Sayfa Sayısı: 243
Kitap Boyutu: 13,5 x 22
Yayınevi: Karatay Akademi


Aşkın Gözyaşları 2
Hz. Mevlana

Yazar: Sinan Yağmur
Sayfa Sayısı: 272
Kitap Boyutu: 13,5 x 22
Yayınevi: Karatay Akademi

İlmi aldıktan sonra ilahi aşkı kitaplardan değil, daha çok yaşamdan öğrenmeyi tercih etmiş Tebrizli Şems, lafını esirgemeyen, gerektiğinde çok sert çıkışlar yapan, bu nedenle etrafında çekememezlikten dolayı düşmanlar edinmiş bir alimdir Şems. Mevlana ile bir görüşmesinde, “Aşkı kitaplardan öğrenemezsin” diyecektir. Gençliğinde kendi gibi aşkı yaşayan bir şeyh arayacak, fakat yakınlarında bulamayınca Mevlana’ya kadar uzanacak yolu.

Mevlana ise, babasından aldığı ilmi, kendi aşkı ile yoğurup çevresine aşılayan, dünya tarafından simge olmuş bir isim. Şems’i tanıdıktan sonra, ondan büyük arkadaşı olmayacak, bu durum çocuğunu ve hanımını bile kıskandıracaktır. Az yemek, oruç ve bedenin imtihanlarıyla, Şems önderliğinde geçer ömürleri.

Aslında bu iki kitap, birbirinden çok farklılık içermiyor. Biri Şems üzerine, diğeri ise Mevlana üzerine yoğunlaşmış. Fakat her ikisinin genel itibariyle konusu aynı. Dili kolay, edebiyatla değil konuşma diliyle yoğrulmuş, bol diyalog, hikâye ve hadisle süslenmiş, kolay okunacak bir eser olmuş. Şahsen birbirine çok benzerliği nedeniyle bu kitapları ardı ardına okuduğumda, bir dersi tekrar ediyormuşum duygusuna kapıldım.

Daha önce de yazarın Veysel Karani’yi anlatan Aşk’a Yolculuk isimli kitabını okumuştum. Tarz olarak benzer çizgide gidiyor Sinan Yağmur. Yani kitapları; biyografik düşünce, roman kahramanının kendi ağzından anlatım, ilgili hadis ve hikâyelerden yorumlar, ders çıkartılacak noktalar, fazla uzun tutulmayan bölümlerden oluşan bir bütündür diyebiliriz. İlgili konularda kolay okunur pek eser yazılmadığı için Sinan Yağmur, bu boşluktan faydalanarak kitaplarını hazırlanmış ve bu sayede kısa zamanda liste başı olmuş. Fakat tek kötü yanı, satış konusunda listebaşı olması nedeniyle, seriye sürekli devam edilerek, ilk kitabın oluşturduğu etkinin bozulmaya başlamasıdır.
 
Emre Türker

09 Ağustos 2013

Hansel and Gretel: Witch Hunters (2013)

Hansel ve Gretel: Cadı Avcıları
Tür: Aksiyon / Fantastik / Korku
Yönetmen: Tommy Wirkola
Süre: 88 dakika
Oyuncular: Jeremy Renner, Gemma Arterton, Famke Janssen, Pihla Viitala, Derek Mears, Ingrid Bolsø Berdal, Joanna Kulig, Thomas Mann, Peter Stormare, Bjørn Sundquist, Rainer Bock, Thomas Scharff, Kathrin Kühnel

Bir cadı masalının efsanevi isimlerini cadı avcılarına dönüştüren film, bol aksiyon ve bol kanlı sahneler içeriyor. Silah tasarımları dikkat çekici. Konu açısından çok fazla beklentide bulunmayın.

Konusu şöyle: Hansel (Jeremy Renner) ve Gretel (Gemma Arterton), babası tarafından bir gece vakti ormana bırakılır. Babası onlara sessiz kalmalarını söyleyerek yanlarından uzaklaşır. 2 kardeş güneşin doğmasıyla birlikte, kendilerini şekerden yapılmış bir evin yakınında bulurlar. Yardım istemek için içeriye girdiklerinde, bir cadıyla karşılaşacaklardır.

Buraya kadar her şey masaldaki gibi. Kendilerini pişirmek isteyen cadıyı, kendi kazanına düşüren iki kardeşin kaderi, cadılarla birlikte yazılacaktır. Artık onların işi, cadı avlamak ve insanları korumaktır. Birer yetişkin olduklarında ise, çocukların cadılar tarafından kaçırılmalarıyla ilgili olarak, küçük bir yerleşim bölgesinde görev alacak ve bu görev onları başladıkları noktaya geri getirecektir.

Van Helsing (2004) ve Solomon Kane (2009) havasında geçen bir yapım. Canavarlar, cadılar, devler, vampirler vs. ve onları avlayan kahramanlar. Size anlık keyif yaşatıyorlar, tabi türünden hoşlanıyorsanız.

Emre Türker

Picture: impawards


Oblivion (2013)

Tür: Aksiyon / Macera / Bilim-Kurgu
Yönetmen: Joseph Kosinski
Süre: 124 dakika
Oyuncular: Tom Cruise, Morgan Freeman, Olga Kurylenko, Andrea Riseborough, Nikolaj Coster-Waldau, Melissa Leo, Zoe Bell, Abigail Lowe, Isabelle Lowe, David Madison
 
Yıllardır hem beden olarak, hem de oyuncu performansıyla göz dolduran Tom Cruise, genç takipçilerine taş çıkarıyor. Görselliğin ön planda olduğu bu bilim-kurgu yapım, yok olan dünyanın üzerine kurgulanmış. Bana biraz Wall-E’yi çağrıştırdı.
 
Konusunda gelince: Scav diye hitap edilen uzaylılar, dünyayı ele geçirmeye çalışmış ve Ay’ı yok etmeye çalışmışlardır. Buna karşı koymak isteyen dünyalılar ise ellerindeki nükleer silahlarla karşılık vermiş ve dünya yaşanmaz bir hale dönüşmüştür. Ay olmayınca, depremler ve tsunamiler geride kalanları da yıkmıştır. Dünya yaşanmaz bir yere dönüşünce, kalan insanlar Satürn’un uydusunda Tet adında bir merkez kontrol noktası inşa eder. Jack Harper (Tom Cruise), gerekli enerjiyi oluşturmak için dünyadaki deniz suyunu emen hidroları korumak üzere görev yapan son kişilerden biridir. Bu görevi tamamladıktan sonra onlar da geri dönecektir ama Jack, dünyanın kendi evi olduğu düşüncesinden bir türlü kurtulamaz. Üstelik kaostan önceki dünya ile ilgili rüyaları, hafızasının görev amaçlı silinmesine rağmen aklını kurcalayacak, anlam karmaşası içinde görevi ve dünyadaki yaşam arasında gel-git’ler yaşayacaktır.
 
Gizemli bir masal şeklinde ilerleyen bu yapım, her dakikasında merak uyandırıyor. Konu özenle inşa edilmiş. Bilim-Kurgu severleri doyuma ulaştıracak bir yapım. İzlemeye değer.
 
Emre Türker

Picture: impawards

Cloud Atlas (2012)

Türkçe Adı: Bulut Atlası
Tür: Macera / Dram / Bilim-Kurgu
Yönetmen: Tom Tykwer, Andy Wachowski, Larry Wachowski
Süre: 172 dakika
Oyuncular: Tom Hanks, Halle Berry, Jim Broadbent, Hugo Weaving, Jim Sturgess, Doona Bae, Ben Whishaw, Keith David, James D'Arcy, Xun Zhou, David Gyasi, Susan Sarandon, Hugh Grant, Robert Fyfe, Martin Wuttke
 
Sakin bir tempoda başlayıp, yer yer hareketlenen film, birden fazla parçadan oluşan konu demetleri arasında gelgitlerle ilerliyor. Farklı mekânlarda, farklı zamanlarda ama genel olarak aynı oyuncuların farklı rolleriyle geçen olaylar, bağlantıdan çok mesaj içerikli. Oldukça etkileyici bir görsel şölen, özenle hazırlanmış sahneler, sizi filme bağlayan önemli noktalar olacaktır.
 
Tom Hanks’ın bir masalıyla başlıyor film. Sonrasında parça parça kesitler, bizi aralarında bir bağlantı kurmaya sevkediyor. Karmaşık geçen konular, genel anlamda seyirci genelini memnun etmeyebilir. Sanırım filmi ikinci kez izlemek, anlatmak istenen düşünceyi anlamakta kişileri daha aydınlatıcı olabilir. Şahsen ben bu karmaşa içinde büyük keyif aldığımı söyleyemeyeceğim. Fakat kitabını okuyup filmi izlesem, sanırım farklı düşüncelere kapılırdım.
 
Emre Türker
 
Picture: impawards
 

21 Temmuz 2013

Nar Ağacı


Yazar: Nazan Bekiroğlu
Sayfa Sayısı: 535
Kitap Boyutu: 13,5 x 21
Yayınevi: Timaş

Trabzon ve Tebriz arasında gidip gelen; 93 Harbi Osmanlı-Rus Savaşı, 1912 - 1913 yıllarında Balkan savaşları ve Ermeni isyanları hakkında tarihi bilgiler geçen, o dönemin coğrafyasını, halkın psikolojisini tasvir eden, bolca edebiyatla harmanlanmış ve gerçekten üzerinde ciddiyetle çalışılmış bir roman.

Anlatımın derinliğinde bol tasvir var. Mesela anlatımlarında yer alan bir halı dokuma tezgâhını görüyor gibisiniz. Fakat bu derinlik öyle çok irdelenmiş ki, başlarda bocalıyorsunuz. Çünkü hikâyenin bütünü ile parçaları arasında, olmasa da olur dediğiniz bölümler mevcut. İşin içine tarih girince, olayları o bakış açısıyla tasvir etmek konuyu uzatmış. Kısaca diyebiliriz ki, edebiyat harika ama konu bunun içinde sanki biraz zayıf kalmış.

Eğer başlardaki derin tasvirleri sabırla okursanız, olaylar serisi sonralarda daha çekici bir hal almaya başlıyor. Kafanızda belirlenen görsel, hikâyenin oluşmaya başlamasıyla merak uyandırıyor ve sonları daha itinayla takip edebiliyorsunuz. Örf, adet, aşk, hasret ve vatan, tüm ruhuyla romanın içine katılmış.

O dönemin tarihi ve Trabzon’un savaştan nasıl etkilendiği konusunda bilgi sahibi değilseniz, bu romandan öğreneceğiniz çok şey var. Ayrıca içeriğinde bulunan İsmail’in yaşadıkları, duygusal bir okuyucu için gerçekten etkileyici. Edebiyatı tarihle özdeşleştirenler için güzel bir seçim.

Kitabın yazarına gelince: Nazan Bekiroğlu 1957 doğumlu, Türk Dili ve Edebiyatında Profesör olarak yaşamına devam eden ödüllü bir öğretim görevlisi. Eğitim, öğretim ve aile yaşamı içine bir hayli roman sığdırmış. Osmanlı tarihine olan ilgisi, romanlarına yansımakta ve okuyucusunu fazlasıyla aydınlatmaktadır. Bundan sonraki zamanlar içinde de, etkileyici romanlarına devam edeceği kesin…

Emre Türker

10 Temmuz 2013

Sineklere Bedava Çözüm

Düzce’nin Akçakoca ilçesi Göktepe Köyü yakınlarında bulunan Yeşil Vadi; gelen misafirlerinin konaklayabileceği, lokantasından faydalanılabileceği, dere kenarında bir yeşillik cenneti. Dere kenarına kurulmuş platformlarda yemek yerken, ortamı aydınlatmak için kullanılan lambanın yanında, iple asılı içi su dolu bir pet şişe göreceksiniz. Bu şişenin ilginç bir amacı var…

Uzun süre bunun anlamını çözmeye çalıştım. Hatta bunu bir çeşit renkli düzenek oluşturmak için kullanılabileceği bile aklımdan geçti. Fakat sonuçta yemek yenilecek bir mekânda bu ışık topları çok ilgi çekmez dedim.
 
Söylediklerine göre, bunları sinek kovmak için kullanıyorlarmış. Işık açıldıktan sonra, ışığın sudaki yansımasından dolayı sinekler kaçışıyormuş. Oldukça etkili olduğunu söylediler. Gündüz olduğu için test etme şansımız olmadı ama fikir bir hayli ilginç geldi. Daha önce görmemiştim. Bir gün yolunuz düşerse, hem bir balık ziyafeti çeker, hem manzarayı izler, hem de bu ilginç buluşa bir göz atmış olursunuz.
 
Emre Türker

 
 

08 Temmuz 2013

Efsane

Bir Barbaros Romanı
Yazar: İskender Pala
Sayfa Sayısı: 379
Kitap Boyutu: 13,5 x 19,5
Yayınevi: Kapı Yayınları
 
Bir tarihi romanı aşkların arasında anlatmak, sanırım en güzel İskender Pala’ya yakışıyor. Tarih konusunda araştırmacı kişiliği, edebiyat konusundaki derin bilgisi, hayal gücü ve yeteneği ile harika işler başarıyor. Kitabı okumadan önce, Barbaros Hayrettin Paşa’nın biyografisine kısa bir göz atmanızda fayda var. En azından ağır kelimelerle yorulabileceğiniz durumlarda bu biyografik göz atış, sizi rahatlatacaktır. Gerçi benim sonradan fark ettiğim bir şey vardı ki, o da kitabın sonunda bulunan “Gemici Dili”dir. Gemicilik ile ilgili bilmediğiniz bazı terimler olursa, sonda bulunan bu sözlükten faydalanabilirsiniz. Savaşlar anlatılırken, kitabın arka yüzüne iliştirilmiş bir harita, o dönem konusunda bakış açınıza kolaylık getirmek için güzel düşünülmüş.
 
Alkala ve Billure’nin aşkı, Barbaros Hayrettin’in tarihi içinde yer buluyor. Çocuklukta başlayan aşk, üç heykel hikayesinin gizemi ve Alkala’nın kimliği de dahil olmak üzere, merak uyandıran bir yapıda ilerliyor. Alkala ve Billure’nin ayrı düşen yolları, bir gün kesişecek mi, yoksa birbirlerine duydukları özlem, onları kavuşturmaya yetmeyecek mi? Okuyup öğrenmelisiniz.
 
Güzel bir hikâye ve tarihe kazınan tüyler ürpertici olaylar. Fakat dil konusunda bazı okuyucuları zorlayabilir ve bu nedenle memnuniyetsizlik yaratabilir.
 
Emre Türker

13 Haziran 2013

Çocuğunuza Sınır Koyma


Yazar: Robert J. Mackenzie
Sayfa Sayısı: 340
Kitap Boyutu: 14 x 20
Yayınevi: HYB

“Bu kitap anababalar için yazıldı ama kavramlar ve yöntemler çocuklarla iletişim yöntemlerini geliştirmek ve sınır koymak isteyen herkes için yararlı olacaktır.” Kitap bu giriş cümlesiyle başlıyor. Gerçekten de dili öyle sade, örnekleri o kadar sohbetvari ki, anlatılanlarla örnekler akılda iyice pekişiyor.

“Çocuğunuza sınır koyma” başlığından, kitabın vermek istediği çok açık: Ödül ve ceza yöntemlerinin ne şekilde uygulanabileceği, yanlış anlaşılma ve aile içindeki gerginliğin nasıl üstesinden gelinebileceği hakkında detaylı anlatımlar bulunuyor. Kitabın yazarı, hem kendisine başvuran anne-babaların anlattıklarından ve sorularından yola çıkarak çözüm açıklamaları yapıyor, hem de onlardan öğrendiği deneyimleri de okuyucusuna aktarıyor.

Kitapta genel olarak bahsedilen konu, “ya bunu bu şekilde yaparsın ya da ….” şeklinde geçen diyalogların açılımı diyebiliriz. Nitekim yazarın verdiği bir örnekte “ya televizyonun sesini kıs, ya da ben kapatmak zorunda kalacağım” şeklinde bir sonuç cümlesi var. Çocuklarla çözüm yolları aramak; kararlı olmak, vazgeçmemek, sözünde durmak ya da anlaşma ve işbirliği yapmak gibi pek çok yöntem üzerinde dururken, örnekler ve sonrası anne baba soruları, onlara verilen yanıtlar ve ailelerin kendilerine sormaları gereken sorular, ne yapılması gerektiği konusunda oldukça açıklayıcı ve etkili.

Çocukların, sınırları olmayan davranış şekilleri konusunda güzel bir açıklaması var yazarın: “Hiç işaret ve levhaların çok az olduğu bir yolda ilerlemeye çalıştınız mı? Çok kafa karıştırıcıdır. Hangi yöne gitmeniz gerektiğini bilemezsiniz. Sizi doğru yolda tutacak net levhalar olmaksızın, yanlış dönüşler yapıp sorunlar yaşama olasılığınız çok yüksektir. Kabul edilebilir davranışları öğrenmeye çalışan çocukları için de durum böyledir.”

Sözlerimiz ve davranışlarımız arasındaki tutarlılıktan bahseden yazar, bunun önemini vurgulamakta, anne ve babanın çocuğa olan yönelimlerinin belli bir kararlılıkta gitmesi ve farklılık göstermemesi gerektiğini anlatıyor. Çözüm yolu konusunda şiddete başvuranlara; “Vurmak problem çözmenin yoludur. Çocuğunuza vermek istediğiniz mesaj bu mu?” diyerek dikkat çekiyor. Kesin sınırları belirlemenin yollarını maddeler halinde anlattığı kısım ise, oldukça doyurucu.

Aslında kitabın içeriğini okurken, kendi yaşam tarzınızla çok alakalı bazı düşüncelere kapılacağınız düşünüyorum. Çünkü toplumda birey olarak bizler, davranış kuralları, sınırlarımız ve yapılması gerekenler konusunda çok bilinçsiz sayılırız. Çocuklarımız kadar bizlerin de öğreneceği çok şey var bu kitapta. Kesinlikle tavsiye edebilirim.

Not: Bu kitabın baskısı farklı bir yayınevi tarafından yeniden basılmış.

Emre Türker

11 Haziran 2013

Montessori Metodu

Özgür Çocuklar İçin Eğitim
Yazar: Eylem Korkmaz
Sayfa Sayısı: 208
Kitap Boyutu: 13,5 x 19,5
Yayınevi: Algıyayın
 
1979 doğumlu yazar, alternatif eğitim ile ilgili yüksek lisans eğitimi tezini Montessori Metodu hakkında yapar. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde çalışmalarına devam eden yazar, “Alternatif Eğitim Derneği” ve “Başka Bir Okul Mümkün” derneklerinin üyesidir. Yazarın bu çalışması, Montessori Metodu ve Montessori Okulları: Türkiye’de Montessori Okullarının Yönetim ve Finansman Bakımından İncelenmesi” başlıklı tez çalışmasının kısaltılmış ve uygulama bölümü çıkarılmış halidir.
 
1870 İtalya Chiaravalle’de doğan Maria Montessori, kadınların toplumsal yaşamda aktif rol almadığı bir dönemde kendini tıp fakültesine kabul ettirmiş ve sonrasında İtalya’daki ilk kadın tıp doktoru olmuş. Roma’da zekâ geriliği olan çocukları bulunduğu bir okula yönetici olarak atanması, onun sonraki çalışmaları açısından büyük fırsat olmuştur. Montessori, alternatif eğitimde ruhsal gelişimcilik modelinin, yeni eğitimde ise çocuktan hareket akımının temsilcisidir. Bağımlılığın köleleştiren bir durum olduğunu, bu nedenle çocuğun, başkalarının yardımına ihtiyaç duymadan yetişmesi gerektiğini savunur. Yetişkinlerin yaptığı gereksiz yardımları, çocuğa verilen bir zarar olarak görür. Anarşist pedagojinin temel unsurları olan özgürlük, deneyim, kendi kendini disipline etme, bütünsellik, birlikte öğrenme, alternatif eğitimin de ilkelerini oluşturmaktadır.
 
Kitap, teorik açıdan okuyucuyu yeterince doyurmasına rağmen, uygulama bölümlerinin çıkarılmış bir hali olan bu tez çalışması, uygulamaların nasıl yapılabileceği konusunda aydınlatıcı değil.
 
Kitabın içeriğinde uygulamanın yararları kadar, bu metod için yapılan eleştirilere de yer verilmiş. Eğer uygulama hakkında pratik bilgiler öğrenmek istiyorsanız, internet ortamında yapılan çalışmaları, hatta bu konuda yetenekli annelerin bloglarını kendinize örnek alabilirsiniz.
 
Emre Türker

07 Haziran 2013

Aklıma Çizilmiş Kitapların Büyüsü

Yıllardır çok temiz kullanmışımdır kitaplarımı. Hatta biri benden ödünç bir kitap istediğinde –ki zamanında çok kıymetliydiler, vermezdim- “kitabı okuduğuna emin misin?” derlerdi.
Sosyoloji kitaplarımı okurken, kitaplarımın her birini fosforlu kalemlerle çizmişliğim vardır. Önemli gördüğüm, beğendiğim, tekrar okumak istediğim, paylaşımda bulunduğum, alıntılarda yer verip üzerine yorum yaptığım konular... Her çizgi, aklıma da çizilmiş bir nottu. Sanki o fosforlu çizilen çizgiler, kafamın içine post-it olarak yerleşmişti. Zaten hafıza teknikleri arasında da yer alan bir tekniktir bu.

Geçen bir kitabı okumak üzere yanıma aldım. Toplu taşıma araçlarında yolculuk ederken okumaya başladım. O tertemiz, hiç okunmamış gibi görünen sayfalara müdahale etme arzusuyla sırt çantama gitti elim. Çantamın ön gözünden fosforlu kalemlerimi çıkardım. Kitapta beğendiğim her yeri işaretlemeye, siyah tükenmezle üzerine notlar alamaya başladım. Kitap bittiğinde, her şey daha akılda kalıcıydı. Ayrıca kitaplarımı yeni alınmış gibi muhafaza etme takıntısı da böylece son bulmuş oldu. Fakat yine de bu üstüne not alma ve fosforlu kalemlerle işaretlemeler yapma uygulaması, ders kitapları ya da üzerinde inceleme ve çalışma yapılan kitaplar için daha mantıklı olacaktır. Diğer roman tarzı kitaplarda çok beğendiğiniz cümle ya da paragrafları, başka bir yere not alabilirsiniz.

Ezberci zihniyetle, satırları bütün olarak ele alıp okuduğumuz kitaplar veya çalıştığımız dersler, kısa süreli hafızalardan ileriye pek gidemiyor. Önemli noktaların altını çizmek, sindire sindire okumak, kelimeleri hissetmek, zihin açısından çok daha sağlıklı. Tek kötü yanı, eğer kitabı bir yere bağışlamak veya vermek isterseniz, başka okuyan kişi için kendi önemli noktalarınızı kabul ettirmeye çalışmış olabiliyorsunuz. Çünkü onlar, altını çizdiğiniz noktalara daha dikkat edecek ya da o bölümlerdeki çizgilerden rahatsız olup üstünden hızla geçecek ve okuduklarını sentezleyemeyecek. Bu da sizden sonrakiler için olabilecek eksi yönler.

Sonuç ne olursa olsun, okuduğunuzu hissederek okuyun. Okurken aklınızdaki kuralları silin. Önyargılarınız da bir kenarda kalsın. Yazılı kelimelerle anlatılanları anlamaya çalışın. Gürültülü trafikte, kütüphanede, her yerde okuyabilme yeteneğinizi geliştirin. Böylece her durumda odaklanma yönünüzü de geliştirmiş olursunuz.

Her durumda okumak güzel, tabi tüm bunların içeriğini yaşamak için, önce kitabı ve okumayı sevmek lazım.

Emre Türker

Picture: flickr

06 Haziran 2013

Bebeklikten Ergenliğe Pozitif Disiplin


Yazar: Yasemin Yusufoff
Sayfa Sayısı: 173
Kitap Boyutu: 13,5 x 21
Yayınevi: Timaş

Kitabın giriş kısmında yapılan tanımlamada, yazar için özetle şunlar söyleniyor: Yasemin Yusufoff hayatını bebeklerin ve çocukların en iyi şekilde yetiştirilmesine adamış bir bilim kadını, araştırmacı ve annedir. Kaliforniya ve New York üniversitelerinde eğitim aldığı gibi, Japonya’da Japonca dil öğrenerek, geleneksel aile yapısıyla ilgili çeşitli çalışmalar yapmış. Tokya’da mastırını tamamlamış, çok yönlü, başarılı ve dünya görüşü geniş bir kadın.

Pozitif Disiplin, aslında özü itibariyle çocuklar ve aileler arasındaki bir kişisel gelişim kitabı. Çocuklara nasıl davranması gerektiği, davranış şekillerine göre gelecekteki çocuğun muhtemel yapısı, bebeklikten ergenliğe çocuğun eğitim ve gelişimi konusunda bilgiler sunuyor. Ayrıca peygamber efendimizin çocuklara olan yaklaşımını da çalışmalarına alarak, çocuğa olan davranışların önem derecesine dikkat çekiyor.

Kitap içeriğinden bir alıntı: “Kendiniz de tutarlı olmalısınız. Yani, ‘akşamları televizyon seyretmek yok’ kuralınız varsa, ama neredeyse her gece çocuğunuz sizi televizyonu açmaya ikna ediyorsa, diğer oluşturduğunuz sınırları ve sonuçları da çok ciddiye almayacaktır.”

Yazar, kızını yetiştirirken yaşadıkları birkaç örneği de konu içinde belirterek, ifadeleri ve düşünceleri zenginleştirmiş. Şahsi kanaatim, kitapta negatiflik olarak fazlaca maddelere yer verilmiş olduğudur. Özellikle pozitif disiplin teknikleri verirken, birbiri ardına gelen maddeler olunca, biraz konu dağılıyor. Elinize bir fosforlu kalem alın ve kitabı okurken; sizin için önemli olan, hayatta kaçırdığınız, yapmadığınız, yapmanız gereken kısımların üstünü çizin. Bu şekilde tekrar gözden geçirdiğinizde, size daha faydalı olacaktır.

Kitabın son bölümlerinde, bir çeşit sizden gelenler bölümü var. Yani ailelerden gelen sorular. Bunları cevaplayarak, daha önce anlattıkları konuları pekiştirme yapmış. Güzel bir çalışma.

Emre Türker

04 Haziran 2013

Ucuz Parfümün Kokusu Yenmez


1990’larda çıktı bu ucuz, açık dolum parfümleri.

Ne de çekici ve merak uyandırıcıydılar.

Avrupa ve Amerikan tasarımı ithal ürünler fiyatlarda cep yakarken, onlar size damardan yaklaşıyorlardı, yani fiyata hassas duygularınızı sömürerek ve ruhunuzu cezp ederek, kaleyi fethetmek üzerineydi taktikleri. Örneğin; bir dönem çok beğenerek kullandığım burberry parfüm, oldukça pahalıydı. Hal böyle olunca, yapay şişelerin bulunduğu o açık parfüm dükkânlarından birine gittim. Burberry taklidi açık hazırlanmış kokuyu denedim. İlk başta hiçbir sorun yoktu. Dışarı çıktım. Aradan yarım saat geçmişti ki, koku kısa zamanda geniz yakıcı ve ağır bir kokuya dönüştü. O gün o parfümden midem bulanmıştı. Burberry’den eser yoktu. Üstelik parfüm, üzerimde öyle bir ağır koku bırakmıştı ki, ancak kıyafetlerimi yıkayarak etkisinden kurtulmuştum.

Sonraki günlerde fark ettiğime göre, bu açık parfümlerin genel olarak ana kokusu hep aynı. İçine bir şeyler karıştırıp orijinal kullandığınız parfüme yaklaştırmaya çalışıyorlar ama nafile. Nerde olsa tanırım o basit kokuyu. Standart olarak yapay parfümlerin kokusu açıkça belli…

Talep nedeniyle açık parfüm artık daha ciddi bir sektöre dönüşmüş durumda. Artık marka açık parfümler yapılıp satılıyor. Şahsi fikrim, hepsi hikâye… Çünkü o basit kokuyu kim sıkmışsa, hemen belli oluyor. Özellikle bir araç içindeyseniz, o zaman çok fena rahatsız ediyor. Resmen mide bulandırıcı, oksijen düşmanı bir koku. İyi koktuğunu sanıyorsunuz belki ama dışarıya hiç de öyle bir serin koku yayılmıyor.

Ne kadar karşı olsam da, orijinale fiyat yetiştiremediğim herhangi bir ürün için bir yan ürünü araştırma yoluna gidebiliyorum. Fakat sonuç anlamında genel olarak pişmanlık yaşıyorum. Çünkü orijinal hissiyatı bu ürünler maalesef veremiyor. Yan ürünler hiç değilse kim olduklarını söylüyorlar. Oysa taklitler, tam bir facia. Ne oldukları, kimin ürettikleri, nerden geldikleri belli değil. Çoğu ucuz Çin ürünleri…

İyi bir koku istiyorsanız, ücretini ödeyip inandığınız bir kokuya yönelin. Yoksa gidip bir kolonya alın. Hem taze koku yayarsınız, hem de çevrenizi rahatsız etmemiş olursunuz. Johnson baby kolonya, iyi bir tercih olabilir.

Açık parfümler, kimyasal olarak daha zararlı ürünler. Kimisi alerjiye, kimisi akciğer rahatsızlıklarına, kimisi de baş ağrısına sebep olabiliyor. Üstelik bu parfümleri kullandığınızda, zararı hem kendinize hem de çevrenize yapıyorsunuz.

Güzel kokular sizinle olsun…

 Emre Türker

Picture: flickr

29 Ocak 2013

Uzaklara Gitmeden Tut Ellerimi

Bir dönem içinde yazılıp bitmiş bir romandır bu.
Kitap olarak basılması planlanıyordu.
Fakat ani bir karar değişikliği ile,
romanımı pdf şeklinde e-book olarak yayınlama kararı aldım.

Tüm kitap kurtlarına,
okumayı sevenlere
ve Hayalbemol'ün takipçilerine,
okurken keyif almanız dileğiyle…
 

Roman için, aşağıda "uzaklara gitmeden tut ellerimi" yazan,
Ve bu aynı zamanda romanımın ismi olan linki tıklayınız.
 

 
Emre Türker

Not: Yukarıdaki kitap kapağı, 2000'li yılların başında basılmış olan, çeşitli şiir, deneme ve sözlerimden oluşan kitabımın kapağıdır.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails