31 Ekim 2009

Pitch Black (2000)

Türkçe Adı: Derin Karanlık
Tür: Aksiyon / Macera / Korku / Bilim-Kurgu / Gerilim
Yönetmen: David Twohy
Süre: 109 dakika (kesintisiz 112 dakika)Oyuncular: Vin Diesel, Radha Mitchell, Cole Hauser, Keith David, Lewis Fitz-Gerald, Claudia Black, Rhiana Griffith, John Moore, Simon Burke, Les Chantery, Sam Sari, Firass Dirani, Ric Anderson, Vic Wilson, Angela Moore
40 yolculu ticaret gemisi rotasından çıkınca, yardımcı kaptan Fry (Radha Mitchell) uzay gemisini bir gezegene indirmeyi başarır. Yanlarında yolcularla birlikte, Johns’un (Cole Hauser) esir olarak taşıdığı Riddick (Vin Diesel) de vardır. Hayatta kalanlar Riddick’ten korksa da, 3 güneşin aydınlattığı çöl görünümlü bu garip gezegende, korkmaları gereken şey o değildir.

Riddick, karanlıkta görme yetisine sahiptir. Bunu nasıl yaptığını soranlara, adam öldürmekten tutuklanıp kapatıldığı yerde çılgın bir doktora ücret ödeyerek, gözbebeklerini parlatan bir ameliyat geçirdiğini söyleyecektir.

Kazadan kurtulan bir grup insanın ayakta kalma mücadelesini anlatan Pitch Black, aksiyonu bol klasik bir Vin Diesel filmidir. 2004 yılında gösterime giren The Chronicles of Riddick, filmin devamıdır. Meraklılarının ilgisini çekebilecek bir yapım…

Emre Türker

Picture: impawards

The Chronicles of Riddick (2004)

Türkçe Adı: Riddick Günlükleri
Tür: Aksiyon / Macera / Bilim-Kurgu / Gerilim
Yönetmen: David Twohy
Süre: 119 dakika (kesintisiz 134 dakika)
Oyuncular: Vin Diesel, Colm Feore, Thandie Newton, Judi Dench, Karl Urban, Alexa Davalos, Linus Roache, Yorick van Wageningen, Nick Chinlund, Keith David, Mark Gibbon, Roger R. Cross, Terry Chen, Christina Cox, Nigel Vonas, Shawn Reis, Fabian Gujral, Ty Olsson, Alexis Llewellyn
Necromonger, yıldızlar arasındaki Al-Evren denilen yere ulaşmak isteyen karanlığın ordusudur. Onların liderleri Lord Marshal (Colm Feore), Al-Evren’e gitmiş ve yarı insan, yarı başka bir şey olarak geri dönmüş bir yaratıktır. Evrende yaşayan diğerleri, ya inancını değiştirerek onlara katılmalı, ya da ölüme razı olmalıdır.

Yok edilen Furyanlılardan tek kalan Riddick (Vin Diesel), 5 yıl sonra ödül avcıları tarafından bulununca, Hellion gezegenine geri döner. Yaşayan halk, bir kurtarıcı beklemektedir. Öncesinde savaşın içinde yer almak istemeyen Riddick, ona değer veren küçük kızın esir düştüğünü öğrenince, oyuna dahil olur. Fakat kötülere karşı iyilikle savaşmak yeterli olmayacaktır. Kötülere karşı, kötülükle savaşılacaktır.

Oldukça karmaşık bir yapıda geçen film, seyrettikçe kafa karıştırabiliyor. Konu biraz dağınık olduğundan, seyredilmeden önce önbilgi edinmekte yarar var. Riddick’in kurtarmaya çalıştığı küçük kızın kim olduğu, Riddick’in ilk bölümü olan Pitch Black’in izlenmesiyle anlaşılacaktır. Her şeye rağmen, görsel anlamda tam bir doyum sağlıyor.

Emre Türker

Picture: impawards

30 Ekim 2009

Hesabı Kim Ödeyecek?

Birliktelikte klişeleşmiş, artık değişmesi gereken bir konu varsa, o da hesabın ödenme biçimidir. Gerek işyerinde, gerekse ilişkilerde standartlaşmış ödeme şekilleri, insan duygularını ister istemez etkiliyor.

İşyerinde, öğle vakti veya mola arasına çıkıldığı anda, kimi zaman hesap ödemek için atılımlar gerçekleşir. Bu sırada, bir sonraki gün cömert olanların ısrarcı teklifleri yinelenir. Daha sonraki günler, “kim daha fazla ödedi” gibi olumsuz ve rahatsız edici fikirler ortaya çıkmaya başlar. Aslında olması gereken, maddi bir problem yoksa ya da eşitlik söz konusuysa, herkesin kendi hesabını kendisinin görmesi gerektiğidir. Belli zaman aralıklarında, jest amaçlı teklifler olabilir. Fakat bunu tadında bırakmak gerek.

İlişkilerde, erkeklerin buluşma anlarındaki en büyük sıkıntısı, ödeme noktasıdır. Özellikle Türk erkekleri, bunu gurur meselesi haline getirerek, ödeme noktasına kadınları yaklaştırmaz. Üstelik kadınlar bir bölümü, buna başlarda itiraz ediyor gibi görünse de, sonuçta elini cüzdanına götürmemekten mutludur. Şimdi yaşadığımız güncel dünyayı bir düşünelim. Geçmişe oranla erkekler ve kadınlar, neredeyse benzer maaş alıyor. Kadın veya erkeğe göre değil, işyerindeki statüye ve başarıya göre ücretler değişiyor. Öyleyse, neden hala hesabı erkek ödemeli? Ortada gerçek aşk varsa, hesap isteme vakti geldiğinde kadın ağırlığını koyarak, ödemedeki eşitliği hissettirmelidir. İlişkilerde hesabı birinin ödemesinde bir problem yok, sadece hep aynı kişinin ödemesinde problem var.

Akraba ilişkilerinde veya yaş kavramlarında, ödeme noktası büyüğe doğru kayar. Belki de küçük olan daha fazla kazanıyordur. Belki yaşlı olan kazanmıyordur. Belki daha farklı şeyler de olabilir. Küçükten kasıt, erişkinlerdir. Yani aklı ermeye başlayıp, kazancını cebine koymaya başlayan. Her iki taraf da kazanıyorsa, birinin ödemesi gerekli kuralı geçerli olmamalıdır.

Para mevzusu, dünya çapındaki birçok ilişkiyi büyük tartışmalara sürükleyen bir problemdir. Maddi sıkıntılar başladığında, aile içinde olabileceği gibi, flört ilişkilerinde de bu kavram rahatlıkla konuşulabilmelidir. Ses yükseltmeden, anlayışla ve karşındakini anlamaya çalışarak. Belli sıkıntılar, birlikte aşılacaktır.

Yenidünyada “para her şeydir” kavramı gelişmeye başladı. Bu, aslında sonun başlangıcıdır. Sevgi, parayla ölçülemez. Para bir gün sahibini terk ettiğinde, kişi sevgiye yatırım yapmamışsa, yapayalnız kalır. Sendeleyerek dengesini kaybedeni ayakta tutan en büyük kavram, aşktır. Bunu sakın aklınızdan çıkarmayın.

Cömertlikle cimrilik, karıştırılmamalıdır. Tasarruf gereklidir. Yeri geldiğinde paylaşmayı, yeri geldiğinde saklamayı bildikten sonra, huzur sizi bir şekilde bulacaktır.

Emre Türker

Picture: flickr

The Ugly Truth (2009)

Türkçe Adı: Kadın Aklı Erkek Aklı
Tür: Komedi / Romantik
Yönetmen: Robert Luketic
Süre: 96 dakika
Oyuncular: Katherine Heigl, Gerard Butler, Bree Turner, Eric Winter, Nick Searcy, Jesse D. Goins, Cheryl Hines, John Michael Higgins, Noah Matthews, Bonnie Somerville, John Sloman, Yvette Nicole Brown, Nathan Corddry, Allen Maldonado, Steve Little
Televizyon kanalında haber yapımcısı olarak çalışan Abby Richter (Katherine Heigl), programların reytingi konusunda sorun yaşamaktadır. Bu nedenle kendisinden acil çözüm beklenir.

İlişkiler konusunda kuralcı Abby, olası bir tanışma buluşmasından yine mutsuz ayrılarak evine dönmüştür. Televizyonda “Acı Gerçek” isimli bir program sunan Mike Chadway’in (Gerard Butler) seviyesiz konuşmalarından rahatsız olur. Canlı yayına telefonla bağlanarak, sunucu Mike’la tartışır.

Sonraki gün, çalıştığı kanal yöneticisinin Mike Chadway ile anlaştığını duyunca, şok olur. Fakat Mike, daha ilk programında seyirci rekoru kırmıştır. Ayrıca Abby’nin yeni tanıştığı doktor komşusu Colin’le (Eric Winter) ilişkisine verdiği taktikler de, oldukça işe yaramaktadır.

İlişkiler üzerine eleştirel bir yaklaşım olabilecek nitelikte ve eğlenceli bir romantik komedi olan film, fazlaca argo diyalog içeriyor. Vakit geçirmek için izlenebilir.

Emre Türker

Picture: impawards

29 Ekim 2009

Equilibrium (2002)

Türkçe Adı: İsyan
Tür: Aksiyon / Dram / Bilim-Kurgu / Gerilim
Yönetmen: Kurt Wimmer
Süre: 107 dakika
Oyuncular: Christian Bale, Taye Diggs, Sean Bean, Christian Kahrmann, John Keogh, Sean Pertwee, William Fichtner, Dominic Purcell, Angus Macfadyen, David Barrash, Dirk Martens, Matthew Harbour, Maria Pia Calzone, Emily Siewert, Emily Watson, Kurt Wimmer
21. yüzyılın başlarında 3. Dünya savaşı çıkar. 4. olası savaştan hiç kimsenin sağ çıkamayacağı bilindiğinden, şiddetin engellenmesi için sert önlemler alınır. Sağ kalan halktan oluşan Librialılar’ın lideri, Prozium adı verilen ve hissetmeyi engelleyen ilacın kullanımını zorunlu hale getirir. İnsanda duygu uyandıran resim, ayna veya roman gibi tüm etkenler yok edilmektedir. İlacı kullanmayan veya bu kurala karşı çıkan olursa, isyancı sayılarak öldürülmektedir.

Gramaton Rahibi olarak adlandırılan ve dövüş teknikleriyle iyi eğitilen bazı kişiler, insanların duygu ve düşüncelerini sezme yeteneğine sahiptir. Onların görevi, hissetme yeteneğini yok etmektir. Gramaton Rahibi John Preston (Christian Bale), eşi hissetme suçundan yakılarak öldürülürken, tepki vermemiştir. Fakat çalışma arkadaşı Erroll Partridge’i yakalayıp infaz ederken, suçluluk duyar. O günden sonra Prozium kullanmaya son verip, hissetmeyi anlamaya çalışacaktır.

Hissetme ve düşünceleri kontrol etme üzerine mükemmel bir bilim-kurgu örneği olan Equilibrium, hem görsel yönden, hem de uyandırdığı düşünceler bakımından yeterince doyurucudur. Anlamlı bir yapım…

Emre Türker

Picture: impawards

Robinson Crusoe (1997)

Tür: Dram / Macera
Yönetmen: Rod Hardy, George Miller
Süre: 105 Dakika
Oyuncular: Pierce Brosnan, William Takaku, Polly Walker, Ian Hart, James Frain, Damian Lewis, Ben Robertson, Martin Grace, Sean Brosnan, Lysette Anthony, Tim McMullan
1703 yılı İskoçya’da, Robinson Crusoe (Pierce Brosnan) ve Mary McGregor (Polly Walker) evlilik planları yapmaktadır. Fakat Mary’nin aile durumu iyi olmayınca, onu Robinson’un arkadaşı Patrick Connor’la (Damian Lewis) evlendirmek isterler. Patrick bu düşünceyi onaylayınca, Robinson’la tartışır. Tartışmanın sonu düelloya kadar gelince, kavganın sonunda Patrick hayatını kaybeder. Patrick’in kardeşleri, Robinson’un peşine düşecektir.

Tekrar geri döneceği sözüyle, olaylar unutuluncaya kadar ülkesinden ayrılmaya karar veren Robinson, kraliyet donanmasına bağlı bir gemiyle Büyük Okyanus’a açılır. Fakat gemi, fırtına sebebiyle kayalara çarparak batar. Kurtulan, sadece Robinson ve kaptanın köpeğidir. Üstelik ayak bastıkları yer, ıssız bir adadır.

Uzun süre kurtarma gemisi hayaliyle sahilde bekleyen Robinson, sonunda başının çaresine bakması gerektiğini anlar. Sorunun sadece yalnızlık olduğunu düşünecek, fakat yanılacaktır. Çünkü bulunduğu ada, yerlilerin tanrılarına kurban vermek için birilerini adadıkları ölüm adasıdır.

Klasik Robinson hikâyesi, yeniden hatırlatılma düşüncesiyle izleyiciye sunulmuş. 1717 yılında Daniel Defoe’nin yazdığı ünlü roman, günümüzde halen geçerliliğini korumaktadır.

Emre Türker

Picture: moviegoods

27 Ekim 2009

Up (2009)

Türkçe Adı: Yukarı Bak
Tür: Animasyon / Macera / Romantik / Komedi / Aile
Yönetmen: Pete Docter, Bob Peterson
Süre: 96 dakika
“Macera Ruhu” adlı zepliniyle kayıp dünyadaki gezisini tamamlayan kâşif Charles Muntz, ülkesine geri döner. Yanında dev bir canavarın kemiğini getirmiş, fakat bilim adamları bunu yalanlamıştır. Sahtekârlıkla suçlanan Charles Muntz, canavarı canlı yakalamadan şehre dönmeyeceğine söz verir ve yeniden kayıp dünyaya doğru yola çıkar.

Carl Fredricksen, Charles Muntz’un büyük bir hayranıdır. Ellie’yle arkadaşlıkları da böyle başlar. Ellie, Cennet Şelalelerine gitmeyi düşleyen bir hayalperesttir. İkisi de aynı hayalleri paylaşınca, dostlukları büyük aşka dönüşür. Evlenip beraber yaşlandıktan sonra bile, Cennet Şelalelerine gitme hayallerinden vazgeçmezler. Ne yazık ki Ellie’nin ömrü bu yolculuk için yetmeyince, Carl yapayalnız kalır.

Müstakil evinin bulunduğu yerde dev binalar yükselince, zengin işadamları Carl’ın arsasına göz diker. Fakat Carl, hatıralarla dolu evinden ölene dek vazgeçmeye niyetli değildir. Bir gün evinin önünde yaşadığı tartışma, onu mahkemeye kadar götürür. Üstelik bu yüzden evini kaybedeceği gibi, hatıralarından da olacaktır.

Carl; ya her şeyi bırakıp teslim olacak, ya da hayalleri için mücadele etmenin bir yolunu bulacaktır. Üstelik düşünmesi gereken süre de çok kısıtlıdır. Acaba Carl ne yapacak?

Up, filmin başlangıcındaki müthiş aşkla büyülüyor. Hayaller, mutluluk ve sevgi, kısa sürede ve sessiz olarak mükemmel şekilde izleyiciye aktarılıyor. Sonradan hayal gücü ve inanç kavramı, Pixar’ın harika gösterisiyle şovuna devam ediyor. Kaçırılmaması gereken bir animasyon…

Emre Türker

Picture: impawards

Okuma Zenginliği

Yazar: Roz Townsend
Çeviren: Tayfur Keskin
Sayfa Sayısı: 119
Kitap Boyutu: 13,5 x 19,5 cm
Sistem Yayıncılık

Roz Townsend, Avustralya’da yaşayan bir eğitimcidir. Aynı zamanda psikolojik danışmanlık hizmeti veren Roz’un kitapları, şu an ABD, Türkiye, Slovenya, Yunanistan, Çin, Yeni Zelanda ve Avustralya’da satılmaktadır.

Kitabın ana fikri, yazarın kendi tabiriyle, hızlı ve etkili okuma becerisini, kolay ve zevkli bir şekilde kazanmaktır. Oldukça basit anlatılan yöntemler, mizahi karikatürlerle pekiştirilmiş ve mümkün olduğu kadar akılda kalıcı hale getirilmeye çalışılmış. Fakat 6 başlıkta toplanan konulardan 5. adım, Türkçe dil yapısına uygun değildir. İngilizceyle ilgilenmeyenler, burayı göz atma şekliyle geçiştirebilir.

Bu tarz yayınlanmış kitaplardan en az bir veya birkaçının, özellikle çocuklu aileler tarafından okunmasında fayda var. Böylece; öğretmenlerin veya ailelerin uyguladığı bazı yanlışlar düzeltilerek, çocuklardaki okuma hevesi ateşlenebilir.

Okuma Zenginliği, hızlı okuma eğitimlerine hazırlık veya sonrasında öğrenilenleri pekiştirmek amaçlı da kullanılabilir. Ana başlıklarda anlatılanların haricinde, okuma ve anlama üzerine çeşitli ipuçları bulunmaktadır. Basit, kısa, sıkmayan, eğlenceli ve zevkle okunacak faydalı bir kitaptır.

Emre Türker

26 Ekim 2009

Hope Floats (1998)

Türkçe Adı: Umut Dalgaları
Tür: Dram / Romantik
Yönetmen: Forest Whitaker
Süre: 114 dakika
Oyuncular: Sandra Bullock, Harry Connick Jr., Gena Rowlands, Mae Whitman, Michael Paré, Cameron Finley, Kathy Najimy, Bill Cobbs, Connie Ray, Mona Lee Fultz, Sydney Berry, Rachel Snow, Christina Stojanovich, Alissa Ablan, Dee Hennigan, Martha Long, Norman Bennett, James N. Harrell, Chris Drewy, Meason Wiley, Tisa Hibbs, Art Tamez, Jeanette Sieh, Tara Price, Richard Nance, Rosanna Arquette
Televizyondaki magazin şovuna imaj değişikliği nedeniyle katılan Birdee (Sandra Bullock), başına geleceklerden habersizdir. En yakın arkadaşı Connie, kocası Bill’le (Michael Paré) bir yıldır birlikte olduğunu canlı yayında açıklar. Üstelik Bill de anlatılanları doğrular. Tüm olaylar, küçük kızları Bernice’in (Mae Whitman) gözleri önünde gerçekleşir.

Kızını yanına alan Birdee, doğup büyüdüğü Teksas sınırları içindeki Smithville’ye, annesi Ramona Calvert’in (Gena Rowlands) yanına gider. Ramona, hayata her zaman pozitif bakmaktadır. Aileden geri kalan parçaları ayakta tutmayı sağlayan en büyük güç de, yine o olacaktır.

Yaşanabilecek tüm olumsuzluklara rağmen, ayakta kalmanın ve yaşamı devam ettirmenin inceliklerini gösteren sevgi dolu bu film, dram ağırlıklı romantik filmleri sevenlerin beğenisine sunulur.

Emre Türker

Picture: impawards

25 Ekim 2009

Karşılıksız Sevmek

Yaşlı kadın, çocukluğundan beri onun yanından ayrılmadı. Yiyeceklerinden tutun da, ağlamasından gülmesine, durmasından koşmasına kadar her yönüyle onunla ilgilendi.

Yaz tatillerinde karneyi alan çocuk, doğru ona koşardı. Büyüdüğünde, yine onu gördü. Yaşlı kadın; derslerini anlattığı, sırlarını paylaştığı, şakalaştığı, gezdiği ve gülüp oynadığı kişilerin değişmeziydi. Başına ne zaman bir şey gelse, kadın hissederdi. Bu sayede onu korur ve daima arkasında olduğunu hissettirirdi. Okul yıllarını beraber geçirdiler. Yaşlı kadın, yemeklerinden ısınmasına kadar her ayrıntısıyla özenle ilgilendi.

Bir gece ansızın gelen haber, onu üzdü. Kadın düşmüş ve kalça kemiğini kırmıştı. Genç çocuk ve babası, ellerindeki tüm imkânları kullanarak, yaşlı kadını ambulansla Büyükşehir’e taşımıştı. Çocuk, ambulans içindeki uzun yolculuk sırasında uyumayıp gözyaşlarını silerken, kadın onu izliyordu.

— Canım torunum.
— Efendim anneanneciğim.
— Ben ölürsem üzülme olur mu?
— O ne biçim söz öyle, sen ölmeyeceksin!

Platonik aşklar vardır. Bir de ortasında, başında ya da sonunda biten, bitmezmiş gibi görünen sevdalar. Aşk öyle bir şeydir ki, nerden gelip nereye gittiğini anlamazsınız. Aşk, derin bir sevginin ateşli ürünüdür. Bir kadına, bir erkeğe ya da doğaya tutulabilirsiniz. Hem de kimseye hesap vermek durumunda kalmadan…

Bazı aşklar vardır karşılıksız. Nice sevdalara bedeldir. En başında o vardır, en sonunda o. Nereye giderseniz sizi izler, sizi hisseder, sizi özler, sizinle uyur, sizinle kalkar. Ağladığınızda daha çok gözyaşı döker, güldüğünüzde daha içten sevinir. Karşılıksız aşk böyle bir şeydir.

Yukarıdaki hikâyede adı geçmeyen yaşlı kadın, benim anneannemdir. Deprem sonrası, hastanelerde yer bulmakta güçlük çekilen deprem bölgesinden başlayarak, Büyükşehir’e uzanan yaşam mücadelesidir. Vakit geldiği zaman, yapılan çabaların hiçbiri yeterli olmayacaktır. Aşk ne kadar gerçekse, ölüm de öyle...

O şu anda aramızda değil. Fakat benim gönlümde bir kraliçe.

Seni çok özledim...

Emre Türker

Picture: flickr

24 Ekim 2009

Transformers (2007)

Tür: Aksiyon / Bilim-Kurgu / Gerilim
Yönetmen: Michael Bay
Süre: 144 dakika
Oyuncular: Shia LaBeouf, Megan Fox, Josh Duhamel, Tyrese Gibson, Rachael Taylor, Anthony Anderson, Jon Voight, John Turturro, Michael O'Neill, Kevin Dunn, Julie White, Amaury Nolasco, Zack Ward, Luis Echagarruga, Pat Mulderrig, Brian Shehan, Michael Trisler, Ashkan Kashanchi, Rizwan Manji, William Morgan Sheppard, C.J. Thomason, Bernie Mac, Carlos Moreno Jr., Johnny Sanchez, John Robinson, Travis Van Winkle, Peter Jacobson, Jamie McBride, Samantha Smith, Colin Fickes, Tom Lenk, Jamison Yang, Andrew Caldwell, Sophie Bobal, Maja Kljun, Michelle Pierce, Odette Yustman
Robot ırkının ortaya çıkışı, nerden geldiği bilinmeyen bir küp (All Spark) sayesindedir. Bağımsız robot organizmalar, gezegenlerinde bir süre uyum içinde yaşadılar. Fakat iyiler ve kötülerin ayrışmasıyla başlayan savaş, gezegenlerinin dağılma sebebiydi. All Spark, uzayın derinliklerinde kayboldu. Robot ırkı, galaksiyi yeniden kurma amacıyla gezegen ararken, dünyayı buldular…

Katar Ortadoğu’da, Afganistan’da daha önce düşürülen savaş helikopteri kimliğiyle, Soccent ileri operasyon üssüne yaklaşan dev bir robot, askeri hava koruma frekansını bozarak saldırıya geçer. Sadece bir grup asker hayatta kalmayı başarır. Olayın ardından Washington D.C., ağlarına girmeye çalışan bu tehlikeyle mücadele hazırlığına başlar.

Sam “Samuel” Witwicky (Shia LaBeouf), babasının ucuza kapattığı külüstür Camaro’la dolaşırken, onun kendisini koruyan robot Bumblebee olduğundan habersizdir. Zamanla canlı aracıyla dost olmaları sayesinde Sam’in hayatı değişirken, güzel Mikaela’yla (Megan Fox) birlikte olma fırsatı yakalayacaktır.

Kötü robot olarak bilinen Decepticon’lar, Sam’in peşindedir. İyi robot Autobot’lar ise, onu ve insanlığı korumak için gelmişlerdir. Dünya, benzeri görülmemiş bir savaşın şahidi olacaktır.

Transformers, iyi hazırlanmış bir bilim-kurgu filmi. İçeriğindeki komedinin varlığı, aksiyonu daha eğlenceli hale getiriyor. Seyredecek olanlara yardımcı olması açısından birkaç önbilgi verelim;
All Spark: Küp
Cybertron: Robotların geldiği gezegen
Autobotlar: Optimus Prime (lider), Jazz (üsteğmen), Ironhide (silah uzmanı), Ratchet (sağlıkçı), Bumblebee (koruyucu)
Decepticonlar: Megatron (lider), Starscream (yardımcı), Barricade (polis aracı), Devastator (tank), Bonecrusher (kamyon), Blackout (helikopter)

Emre Türker

Picture: impawards

23 Ekim 2009

Çıplak Vatandaş (1985)

Tür: Komedi / Dram
Yönetmen: Başar Sabuncu
Süre: 79 dakika
Oyuncular: Şener Şen, Nilgün Akçaoğlu, Pekcan Koşar, Zihni Küçümen, Candan Sabuncu, Kamuran Usluer, Bilge Zobu, Tuncay Akça, Gül Akelli, Faruk Arığ, Uğurtan Atakan, Renan Fosforoğlu, Salih Kanyon, Şevket Avşar, Nazlı Aydıncık, Ertuğrul Bilda, Erdinç Bora, Mehmet Davran, Ali Demir, Erhan Dilligil, Ekrem Dümer, Cemal Ersüer, Ferda Ferdağ, Osman Görgen, Oktay Gözeloğlu, Hikmet Karagöz
Sokakta bir adam, soyunarak koşmaya başlar. Çırılçıplak gözaltına alınan bu adamın derdi neydi?

Devlet memuru olarak kamuda çalışan İbrahim (Şener Şen), hükümetin ardı ardına yaptığı zamlardan dolayı zor günler yaşamaktadır. Ev sahibi kirayı arttırırken, karısı Semiha (Nilgün Akçaoğlu) 5. çocuğa hamile kalmıştır. İbrahim; iyiliksever, güleç yüzlü ve sevecen bir aile babasıdır. Her durumda şükretmesini bilmiştir. Fakat 5. çocuğun dünyaya gelişiyle birlikte, evi geçindirmek iyice zorlaşmıştır.

Bir mahallelinin aldığım maaş için “Limon satsan daha iyi” sözüyle birlikte, yan gelir arayışına başlar. Seyyar işine limon satmakla başlayacak, sonra arkası gelecektir. Geçinmek için her işi denemeye başlayan İbrahim, gittikçe aklını oynatacaktır.

Tek maaş ve kirayla geçinmenin zorluklarını mizahi boyutuyla anlatan Çıplak vatandaş, aynı zamanda medya ve yazılı basının yaptırım gücünü gösteriyor. Müjde ar, konuk oyuncu olarak görev almış.

Emre Türker

Madagascar: Escape 2 Africa (2008)

Türkçe Adı: Madagaskar 2
Tür: Animasyon / Aksiyon / Macera / Komedi / Aile
Yönetmen: Eric Darnell, Tom McGrath
Süre: 89 dakika
Zeki penguenlerin tasarımını yaptığı uçakla Madagaskar’dan yola çıkan 4 kafadar, New York’a gitmeyi amaçlamıştır. Uçakta, Lemur’ların (maymun) kralı Julien de vardır. Fakat motorda meydana gelen arıza nedeniyle gidecekleri yere varamadan, acil iniş yapmak zorunda kalırlar. Böylece Central Parkın hayvanları, kendilerini Afrika’nın tam ortasında bulur.

Vahşi doğada kendi türleriyle karşılaşma fırsatı bulan Melman (Zürafa), Marty (Zebra), Gloria (Suaygırı) ve Alex’i (Aslan), yeni maceralar beklemektedir. Alex, geçmişiyle ilgili gerçekleri öğrenirken, Afrika’da yeni bir kuraklık baş gösterecektir.

Madagaskar 2’de, arkadaşlık duyguları yanına aşk da ekleniyor. Aile hayatı, türlerin toplumsal uyumu ve farklı olmak gibi kavramlar, seyirciye hissettirilecek. Filmin içerisinde özel olmakla ilgili çok güzel bir diyalog geçiyor: “Seni özel yapan şey nedir biliyor musun? Diğerleri, beyaz üzerine siyah çizgililer. Ama sen, siyah üzerine beyaz çizgilisin. Sen bir hayalperestsin.”

Emre Türker

Picture: impawards

22 Ekim 2009

Madagascar (2005)

Türkçe Adı: Madagaskar
Tür: Animasyon / Macera / Komedi / Aile
Yönetmen: Eric Darnell, Tom McGrath
Süre: 86 Dakika
Central Park hayvanat bahçesindeki Marty’nin (Zebra) doğum günüdür. Hep aynı yerde olmaktan sıkılan Marty, farklılık aramaktadır. Hayvanat bahçesindeki 4 akıllı penguen’in Antarktika’ya kaçış planları, Marty’nin vahşi doğaya gitme hayalini harekete geçirir. Kanada’daki arazilere ulaşma fikrini arkadaşları Alex (Aslan), Melman (Zürafa) ve Gloria’ya (Suaygırı) anlattığında, destek bulamaz. Fakat zebra, gece vakti kaçmaya kararlıdır.

Marty’nin gittiğini fark eden dostları, onu korumak için peşlerine düşer. İnsanlar, istasyonda bir araya gelmeyi başaran hayvanları yakalar. Fakat hayvan hakları savunucuları sayesinde, Afrika’ya doğru gemiyle yola çıkarlar. Bu yolculuk sırasında, onları vahşi bir adada yaşayan Lemur adlı maymunlarla, Fessa adlı yırtıcılar bekliyor olacaktır.

Hayvan dünyasındaki vahşi doğayı, tutsaklığı ve özgürlüğü bir arada işleyen bu harika animasyon, dostluk hakkında yeterince ders veriyor. Eğlenceli bir animasyon…

Emre Türker

Picture: impawards

20 Ekim 2009

Arabesk (1989)

Tür: Komedi / Müzikal
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Süre: 105 dakika
Oyuncular: Şener Şen, Müjde Ar, Uğur Yücel, Necati Bilgiç, Üstün Asutay, Kadir Savun, Tarık Pabuçcuoğlu, Rasim Öztekin
Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, hiç kalırdı bu aşkların yanında.
Ağa kızı Müjde’yle, yanaşma (hizmetçi, uşak) oğlu Şener’in aşkıdır bu.

Çocuk yaşlardan beri Şener (Şener Şen ) ve Müjde (Müjde Ar), aşkta yalnızca birbirlerini tanıdılar. Sevgilerini bitirecek hiçbir güç yoktu. Fakat Müjde’yi seven Kaya (Necati Bilgiç), çocukluk yıllarında beri onların peşlerini bırakmamaya yemin etmişti.

Müjde’yi evlenmek üzere istemeye giden Şener’i, ağa evinden kovar. Fakat Müjde hastalanırcasına aşık olunca, babası Şener’in niyetini sorgulamaya karar verir. Şener’e kızını bırakması karşılığında para teklif edecek, karara göre yön belirleyecektir. Fakat küçük bir yanlış anlama, aşıkları kahredici bir acının ortasına doğru sürükleyecektir. Bu olay, arabesk dolu, yürek hoplatan bir dramın başlangıcıdır.

1970’li yıllarda Türkiye, arabesk müzikte bir devrim yaşamaktaydı. Belli bir süre uygulanan yasak, halkın arabesk sevdasını bitiremedi. Özellikle Orhan Gencebay’ın kasetleri ve birbiri ardına çektiği filmleri, rekora koşuyordu. Filmlerde dramatize olaylar fazlaca abartılmaya başladı. Ağızları açık anırarak gülen kötü adamların daima var olduğu bu filmlerde, acısını yüreğine basıp sürünenler, çöllerde kuruyanlar, aşkından kör olanlar veya saçları bir günde üzüntüden beyazlayanlar hiç eksik olmadı. Bu fırtınanın sonlarına doğru çekilen Arabesk filmi, abartının dozunu kaçırmış yapımlara göndermeler yapan bir komedidir. Dönemin en çok konuştuğu, gişeden uzun süre inmeyen ve replikleri ağızlara sakız olan bu film, unutulmazlar arasına girmiştir.

Emre Türker

The Machinist (2004)

Türkçe Adı: Makinist
Orjinal Adı: El maquinista
Tür: Gizem / Gerilim
Yönetmen: Brad Anderson
Süre: 101 dakika
Oyuncular: Christian Bale, Jennifer Jason Leigh, Aitana Sánchez-Gijón, John Sharian, Michael Ironside, Larry Gilliard Jr., Reg E. Cathey, Anna Massey, Matthew Romero Moore, Robert Long, Colin Stinton, Craig Stevenson, Ferran Lahoz, Jeremy Xido, Norman Bell
Trevor Reznik (Christian Bale), fabrikada makinist olarak çalışan bir işçidir. İçe dönük bir yapıya sahip Trevor’un özel hayatı, restorandaki servis görevlisi Marie (Aitana Sánchez-Gijón) ve Stevie (Jennifer Jason Leigh) adındaki hayat kadınıyla sınırlıdır. 1 yıldır uyumayı başaramayan Trevor, bu sebepten dolayı aşırı zayıflamış, fiziksel ve ruhsal sorunlar yaşamaya başlamıştır.

Garajda, yeni işe başladığını söyleyen Ivan’la (John Sharian) tanışır. O andan itibaren hayatında birtakım gariplikler başlar. İş arkadaşı Miller (Michael Ironside), Trevor yüzünden sol kolunu iş makinelerinde kaybeder. Bu dikkatsizliğinin araştırılması sırasında, Ivan adında bir çalışanın olmadığı söylenecektir. Ayrıca eve her gidişinde, buzdolabına yapıştırılmış ve boşluktaki harflere her gün cevap verilen Hangman (Adam asma olarak bilinir) oyunuyla karşılaşacaktır.

Filmdeki rolü için 28 kilo veren Christian Bale, bu karakteri adeta yaşıyor. Gizemi sonuna kadar yaşatan El maquinista, mükemmel bir yapımdır.

Emre Türker

Picture: impawards

19 Ekim 2009

Çöpçüler Kralı (1977)

Tür: Komedi
Yönetmen: Zeki Ökten
Süre: 80 dakika
Oyuncular: Kemal Sunal, Şener Şen, Ayşen Gruda, Erdal Özyağcılar, İhsan Yüce, Türker Tekin, İlyas Salman, İhsan Bilsev, Selim Naşit, Nermin Hoşses
Belediyede çalışanı çöpçü Apti (Kemal Sunal), evlere gündelik temizlikçi giden Hacer’e (Ayşen Gruda) yanıktır. Fakat Hacer’den zabıta memuru (Şener Şen) da hoşlanmaktadır. Evlenmek isteyen Hacer ise, kendisini bir türlü istemeye gelmeyen zabıta memuruyla, mahallenin sevgilisi haline gelmiş çöpçü Apti arasında bir seçim yapacaktır.

Film, Türkiye’de ekmek ve şekerin zor bulunduğu, saatlerce kuyrukta beklenen yılları hatırlatıyor. Komedide iki büyük isim Kemal Sunal ve Şener Şen’i bir araya getiren bu film, yıllardır televizyonlarda tekrar oynuyor ama kahkahalar halen taze kalıyor.

Emre Türker

Picture: yedincigemi

Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990)

Tür: Dram / Komedi
Yönetmen: Yavuz Turgul
Süre: 106 dakika
Oyuncular: Şener Şen, Pıtırcık Akkerman, Aytaç Yörükaslan, Yavuzer Çetinkaya, Oktay Kaynarca, İlker İnanoğlu, Cevat Kurtuluş, Arif Akaya, Şermin Hürmeriç, Şevket Altuğ, Müjde Ar
100’ün üzerinde aşk filmi çevirmiş yönetmen Haşmet (Şener Şen), senaryosunu kendisinin yazdığı siyasi konulu bir yapım için kolları sıvar. Hatta başrolde Müjde Ar’ın oynayacağından emindir. Fakat sektörün durumu hiç iyi değildir. Bu nedenle yapımcılar konuya sıcak bakmaz.

Tüm olumsuzluklara rağmen filme başlamaya karar verir. Yeterli miktarda para olmadığından, piyasadaki alternatif olabilecek amatörleri toplayacak, elindeki mevcut malzemeyle işi tamamlamaya çalışacaktır.

Seyircinin komedi filmlerinde seyretmeye alıştığı Şener Şen, farklı bir rolde izleyiciyle buluşuyor. Şevket Altuğ ve Müjde Ar, konuk oyuncudur. Film, bir adamın çaresizlikler karşısındaki sabrını, azmini ve inancını konu alıyor. Başarılı bir yapım.

Emre Türker

Picture: mkutup

18 Ekim 2009

Anger Management (2003)

Türkçe Adı: Asabiyim
Tür: Komedi / Romantik
Yönetmen: Peter Segal
Süre: 106
Oyuncular: Adam Sandler, Jack Nicholson, Marisa Tomei, Luis Guzmán, Jonathan Loughran, Kurt Fuller, Krista Allen, January Jones, John Turturro, Nancy Carell, Lynne Thigpen, Woody Harrelson, Kevin Nealon, Allen Covert, Adrian Ricard
Çocukken yaşadığı olaydan dolayı, hayata karşı pasif ve önderlik ruhunu kaybetmiş bir adam olan Dave Buznik (Adam Sandler), işyerinde yaratıcı yönetici pozisyonu için çabalamaktadır. İş yolculuğu sırasında uçakta yanında oturan sıra dışı bir yolcu nedeniyle oluşan gerginlik, onu mahkemeye kadar götürür. Duruşma sonunda Dave’e ceza olarak 20 saatlik öfke kontrolü tedavisi verilir.

Dave, mahkemenin görevlendirdiği doktordan alacağı bir imzayla bu işten sıyrılacağını düşünür. Fakat bu o kadar da kolay olmayacaktır. Çünkü uçakta yanında oturan o yolcu, terapist Dr. Buddy Rydell’dir (Jack Nicholson).

Bir psikolojik terapi ancak bu kadar çılgın olabilir. Adam Sandler ve Jack Nicholson’ın bir araya gelmesi, bu filmi daha eğlenceli hale getirmiş. Fazla uçarı olaylar yaşansa da, seyirciyi komediye kesinlikle doyuyor.

Emre Türker

Picture: impawards

17 Ekim 2009

Bakış Açısı

Olaylara Yaklaşma Tarzı
Olmuş veya olacakların bize getirisi nedir? Hangi durumlarda düşünmeli, hangi durumlarda yolumuza devam etmeliyiz?

Bazen saatlerce bir konunun üzerinde takılıp kalırsınız. Yalnız yaşananlarla ilgili değil, yaşanması muhtemel olaylar üzerinde de takılabilirsiniz. Bu gayet doğal. Dikkat edilmesi gereken şey, akıldan geçen bu düşüncenin size katkısı veya zararı üzerine olmalıdır.

“İyi veya kötü bir şey yoktur, sadece düşünce onu öyle yapar.” W.Shakespeare

Bir iş görüşmesi üzerinde duralım.

Boş düşünce: “Acaba görüşme nasıl geçecek? Görüşmeye girecek kişi nasıl biri, kaç yaşında ve bana karşı önyargılı davranır mı? Ya hata yaparsam?” Görüşmeye girecek kişinin nasıl biri olduğunun ne önemi var? Zaten onu yaşayıp göreceksin.

Olumlu düşünce: Plan yapmak güzeldir. Mesela; “görüşmeye girmeden önce neler yapılması gerekir? Nasıl bir kıyafet seçilmeli? Hazırlık yapılmalı mı?” Bu soruların düşünülmesinde herhangi bir problem yok.

Bir de bunun ikinci aşaması var. Yani görüşme sonrası yaşananlar.

Zararlı düşünce: “Keşke müşteriyle birebir çalışmaları sevmediğimi söylemeseydim. Okuduğum kitaplardan bahsettiğimde, son okumakta olduğum romanı neden söylemedim?” Bu sözlerin size bir getirisi yok.

Faydalı düşünce: Mesela “Bir dahaki görüşmelerimde, şirketin vizyon (gelecekte kişinin ya da kurumun kendini görmek istediği yer, bakış açısı, ulaşmak istenen hedef) ve misyonunu (kişi veya kurumun varoluş sebebi) araştırırsam, daha iyi olur.” düşüncesi, öngörüşmenin iyi geçmesi açısından yarar sağlayabilir.

Yukarıda, bir iş görüşmesindeki ihtimallerden yola çıkarak, aklın oluşturduğu sorulara örnekler gördük. Güncel hayatımızda bu tarz soru veya takıntılar, düşüncemizi saatlerce meşgul edebilir. Takıntı kapıyı geç açar. Zaman, değerli ve telafisi olmayan bir kavramdır. Düşünceleri boşa meşgul etmek, sizi ileriye götürmeyeceği gibi, yerinizde saymanıza, hatta geniş düşünce anlamında gerilemenize bile yol açabilir.

Albert Einstein’ın bu konuda güzel bir sözü var: “Yarattığımız dünya düşünce biçimimizin ürünüdür; düşünce biçimimizi değiştirmeden yarattığımız dünyayı değiştiremeyiz.”

Zihnimiz ne kadar doğru düşüncelerle meşgul olursa, hayatımız da o derece iyi yönlenir.

Emre Türker

Picture: flickr

16 Ekim 2009

Güçlü Bir Beyin İstiyorum

Neleri hatırlamamız gerekiyor? Her şeyi bilmemiz veya anlamamız gerekli mi? Aklın sınırı nedir?
Dünya standartlarına göre, mükemmel bir zekâya sahip insanların sayısı sınırlıdır. Bunun yanında özel yeteneğe sahip milyonlarca insan vardır. Birçok olayı, maddeyi veya anıları hafızasına kazıyanlar, sayısal işlemlerde mükemmel katsayılara ulaşanlar, kopyalanmışçasına çizim yapanlar veya sesleri çok iyi analiz edebilenler vs. İnsan olarak onların bunu nasıl yapabildiğini merak etmişizdir. Peki, bu üstünlüğe ulaşılabilir mi?

Üstün zekâya veya üretkenliğe sahip insanların tavsiyelerine, kitaplarına, makalelerine veya biyografilerine ulaşmak mümkün. Gelişen teknoloji, onların bu üstünlüklerini teorik olarak açıklasa da, pratik uygulamada yöntemlerini kopyalayamıyor. Fakat araştırmacılar, insanlık adına çalışmalarına devam ediyor.

Sonradan kazanılan becerilerle, standartların çok üstünde bir kapasiteye ulaşmak zordur. Fakat her üstün zekâya sahip insan, başarılı demek değil. Birçok mükemmel beyin, hayatta gerçek huzuru bulamadan yaşamını tamamlıyor. Bulmak ve görmek, önemlidir. Fakat gördüğünü değerlendirmek, çok daha önemlidir. Örneğin; enerji kavramının bilinmesine rağmen, Nikola Tesla, Thomas Edison ve Alexander Graham Bell gibi dahiler, onu kullanmayı becerebilen nadir insanlardır.

5 dakikada, 24 saatte veya 12 haftada üstün zekâya ulaşamazsınız. Bu konuda yazılmış başlıklar, muhtemelen dikkat çekmek içindir. Bu tarz başlıklarla sunulmuş kitapların çeşitli yorumlarına sanal ortamdan ulaşabilir, kitapçılardan kitap içeriğine göz atabilirsiniz. Kısa süre içinde kapasite aşılamaz. Fakat belli yöntemlerle kendini geliştirmek, yetenekli ve başarılı insanların yaptığını modellemek (kopyalayacak ve örnek alacak) mümkündür. Reklâma aldanmayın, içerikte kalite arayın.

Hafızanın güçlü kalması ve standartların üstünde bir yapıya sahip olmak için size birtakım ipuçları:

— Zekâ oyunlarına zaman ayırın. (Özellikle yazılı kaynaklardan)
— Çevrenizde gördüğünüz her şeye takılmayın. (Özellikle can sıkıcı şeylere) Size faydalı olabilecek şeylere odaklanın.
— Bulmaca çözün.
— Mutlaka bir hobiniz olsun. (herkesin bir şeye yeteneği vardır, önemli olan onu keşfetmek)
— Sözlük, ansiklopedi gibi kaynaklardan yararlanın. Onlara arada bir göz atın.
— Google gibi arama motorlarından sorgulamalar yapın.
— Spor etkinliğiniz olsun. (En azından sabah kısa bir mekik bile yeterli olabilir.)
— İnançlı olun. (Bu inanç, bir şeyi başarmaktan tutun da, dua ile istemeye kadar her şey olabilir.) Bir şeyin olabileceğine inanmıyorsanız, baştan kaybetmişsiniz demektir.
— Arada bir ezber çalışın. Şiir, liste veya bir konu olabileceği gibi, dil eğitimi de bir ezber çalışması sayılır.
— Çok fazla boş şeylerle zihninizi meşgul etmeyin.
— Okumaktan ve öğrenmekten vazgeçmeyin.

Örnekler çoğaltılabilir, geliştirilebilir veya yenileri keşfedilebilir. Fayda sağlayabilecek her şey güzeldir. Her şeyin başı sağlıktır. O yüzden surat asmayın ve olumsuzluklardan kendinizi olabildiğince soyutlayın. Özel olduğunuza inanın. Giden zaman geri gelmeyecektir. Her dakikası gülümsemeye ve geliştirmeye değer.

Emre Türker

Picture: flickr

15 Ekim 2009

Yip Man (2008)

Uluslararası Adı: Ip Man
Tür: Aksiyon / Biyografi / Dram / Tarih
Yönetmen: Wilson Yip
Süre: 106 Dakika
Oyuncular: Donnie Yen, Simon Yam, Siu-Wong Fan, Ka Tung Lam, Yu Xing, You-Nam Wong, Chen Zhi Hui
Fuoshan’da yaşayan ve zengin bir aileden gelen Yip Man (Donnie Yen), Wing Chun adındaki dövüş sanatının ustasıdır. Üstün tekniği sayesinde yenilmez unvanı almıştır. Varlıklı olması nedeniyle çalışmasa da, yardımseverliği ve dövüş tekniğiyle saygı görmektedir.

7 Temmuz 1937'de Luogouqiao olayıyla birlikte Japonya, Çin’e acımasızca saldırır. Bu olayda Fuoshan’ı ele geçiren Japonlar, halkın yarısından fazlasını öldürür. Yip Man, evsiz ve çaresiz kalmıştır. Onu ayakta tutabilecek tek güç, ailesinden gelen Wing Chun tekniğinden başka bir şey değildir.

Yip Man; savaşa kadar sadece aile içinde kuşaktan kuşağa geçen, gösteriş içermeyen, etkili ve sade bir dövüş tekniği olan Wing Chun’un yayılmasını sağlayan kişidir. Ayrıca Çin’de özgürlük temsilcilerinden biri olarak isim yapmıştır. Film; 7 Temmuz 1937 – 9 Eylül 1945 arasındaki Çin-Japon Savaşı’nı konu alıyor. Tarihi olayları konu alışı ve biyografik yapısıyla, dövüş sporlarıyla ilgili diğer standart Uzakdoğu filmlerinden ayrılıyor. Dramatik ve etkileyici bir yapım olan Yip Man, gerçek olaylardan yola çıkılarak hazırlanmıştır.

Emre Türker

Picture: movieposterdb

13 Ekim 2009

Hızlı Okuma

Yazar: Tony Buzan
Çeviren: Hür Güldü
Sayfa Sayısı: 286
Kitap Boyutu: 13,5 x 19,5 cm
Yayınevi: Alfa Yayınları

1942 Londra doğumlu Tony Buzan, Zihin Haritaları olarak bilinen bir metodun mucididir. Zihin haritaları, bir kâğıt üzerindeki ana resimden (tema) yola çıkılarak, konuları birbirine şekil ve çizgilerle bağlayan, hatırlamayı kolaylaştıran bir yöntemdir. Yazar, zihin gelişim metotlarının sınırsızlığından bahseder ve daima yeni keşiflere ilgi duyar. Tony Buzan; Beyin Derneği Başkanı, Beyin Vakfı ve Kulübü kurucusu, Zihinsel Eğitim kavramı yaratıcısıdır.

Hızlı Okuma, Buzan’ın önemli eserlerinden biridir. Kitaplarının hemen hepsinde zihin haritalarının yönteminden bahsederek, hafızayı dinç tutmanın yollarını öğretmeye çalışır. Bu kitap, standart okuma kapasitesini 4 katına çıkarmayı hedeflemektedir. Dakikada ortalama okuma hızı 100–400 arasında değişirken, Tony Buzan bunun 1000’e çıkarılabileceği inancını aşılamaya çalışır.

Buzan, sadece hızlı okumayla değil, okuduğunu anlamayla da ilgileniyor. Çünkü dünya standartlarında okuma hızı bu şekilde ölçülüyor. Konulardaki bol örnek, test ve alıştırmalarla, kendinizi geliştirmeniz mümkündür. Fakat bu kitap, size mucize sunamaz. Çünkü 286 sayfa yazı okumakla, bu işi kesin olarak çözdüm diyemezsiniz. Sonuçta her insanın bir kapasitesi vardır ve kişiye göre gelişim değişir. Bu nedenle kitabın size dakikada 1000 kelime kazandırmasıyla değil, kolay okuma ve anlama metotlarıyla ilgilenmeniz daha doğru olacaktır.

Tony Buzan’ın anlatım şekli çok farklı. Sanki usta bir konuşmacı var karşınızda ve size şov yapıyor. Akıcı, eğlenceli ve etkileyici anlatımıyla, bu konuda yazılmış birçok kitabın kaynağı olarak gösterilebilir.

Kitaptaki bölümlerden biri, İngilizcedeki kelime yapılarıyla ilgilidir. Sondaki ekte konu anlatımı Türkçeye uyarlanmaya çalışılmış ama dil yapısı farklılığı, aynı duyguyu tattırmamış. Tek kusurlu tarafın bu olduğu söylenebilir. Ayrıca Alfa gibi bir yayınevine, kolay dağılır kitap cildini yakıştıramadım. Kitap sayfalarını özenle çevirseniz bile, sonuna gelinceye kadar maalesef birçok kopan sayfasını toplamak durumunda kalıyorsunuz. Umarım sonraki basımlarda bu problem giderilir.

Emre Türker

Not: Zihin haritası resmi, Tony Buzan’ın internet sitesi olan buzanworld deki bir örnektir.

Bu Hazine Bedava

Evdeki dekontları (Fr. Hesap belgesi) inceliyordum. Rüzgar alan bir bölgede oturduğumuz için, faturaların bize antipatik (Fr. Sevimsiz) görünmesi gayet doğaldır. Kaloriferden gelen sıcaklık yeterli olmayınca, ekstradan (Fr. Alışılandan daha fazla miktarda) sıcaklık kaynaklarına başvuruyoruz. Geçen aylarda, evime yakın bir market fiyatta (Ar. Değer) damping (İng. Düşürme işi, fiyatta indirim) yapınca, ısıtıcı almıştım. Gerçi vatı (İng. Watt’dan gelme, motordaki güç birimi) yüksek ve ısıtma oranı düşük olunca, pek karlı bir alışveriş yapmış sayılmam. Doğal olarak fazla elektrik harcıyor.

Ülkenin durumu hiç iyi değil. Krizden (Fr. Çöküntü, bunalım) çıkmanın yolları aranıyor. Ekonomide bir deflasyon (Fr. Para sıkıntısı) yaşanıyor. “Çok ekstrem (Fr. aşırı) bir durum değil” diye söylenmesi, gerçekten eksantrik (tuhaf). Her türlü kaosa (Fr. Kargaşa) alışınca, yaşananlar bana hiç de absürt (Fr. Saçma) görünmüyor. Bu komplike (Fr. Karmaşık) durumdan kurtulmanın bir kolayı olmalı. Ekonomi uzmanı olmadığımdan, kriterlerin (Fr. Ölçü) neye göre belirlendiğini bilmiyorum. Bu yüzden fazla polemiğe (Fr. Söz dalaşı) de girmem.

Bu sıkıntılı zamanlarda, elden geldiğince mutlu olmanın yolunu aramak ve genel anlamda çevreye agresif (Fr. Saldırgan) yaklaşmamak gerekiyor.


Her ne kadar yabancı kaynaklı kelimeler dil içine girerek, belli başlı kelimelerin yerine geçmeye başlasa da, bu gerçeği kabul etmek gerekiyor. Global (Fr. Küresel, dünya çapında benimsenmiş) yaşam artık bunu gerektiriyor. Türkçe bu anlamda en zor ama en zengin dillerden biridir. Çünkü bünyesinde; Farsça ve Arapça kadar, batı dillerinden kelimeler de barındırıyor. Bu anlamda öğrenmesi en zor diller arasında yer almaktadır.

Yukarıdaki okuma parçası, dilimize giren yabancı kaynaklı kelimelere örnek amaçlı hazırlanmıştır. Birçok kişi, anlamını bilmediği kelimeleri cümle içinde kullanıyor. Bu da yanlış bilgilenmeye sebep oluyor. Kelime bilgisini güçlendirmek, zekâ düzeyine olumlu katkı sağlamaktadır. Yani ne kadar fazla öğrenirseniz, o kadar zekânızı geliştirirsiniz. İnternet üzerinden neredeyse tüm kelime anlamlarına ulaşmak mümkündür. Fakat siz yine de evlerinizde Türkçe sözlük bulundurun. Kitap gibi olmasa da, kelime haznenizi (Ar. Hazine) geliştirmek için belli aralıklarla sözlük okumaya çalışın. Ne de olsa bilgi, paha (Far. Değer, eder, fiyat) biçilemez bir hazinedir.


Emre Türker

Not: Sözlük anlamları için TDK’ya başvurulmuştur.
Fr. – Fransızca, Ar. – Arapça, Far. – Farsça, İng. – İngilizce.

Picture: flickr

12 Ekim 2009

Mucizeler Komedisi

Tür: Tiyatro (Komedi / Müzikal / Dram)
Yönetmen: Işıl Kasapoğlu
Süre: 147 Dakika
Oyuncular: Şener Şen, Özlem Tekin, Mirkelam, Güven Kıraç, Pamela Spence, Şevket Çoruh, Semaver Kumpanya Oyuncuları ve Dans Grubu
Yıl 2004. Türkiye’deki medya imparatoru Sefa Yurdakul (Şener Şen), kötülüğün tadını almış ve şeytanın (Şevket Çoruh) esiri olmuştur. Sefa’yı kötülükten vazgeçirmek için, bir kadın melek (Pamela Spence) ve bir erkek melek (Mirkelam) görevlendirilir.

Sefa, Yurdakul Medya Center’in sahibidir. Yaptığı düzenbazlıklar sayesinde ülkeye neredeyse hükmetmektedir. Şirkette çaycı olarak çalışan Sütiye (Özlem Tekin), belki de Sefa’ya en rahat ulaşıp laf söyleyen kişidir. Çünkü lafını hiçbir zaman esirgemez. Onun tek hayali, büyük bir yıldız olmaktır.

Melekler görevini yapmak üzere şirketin kadrosunda yer aramaktadır. Sefa, hiç tanımadan ve ne olduğunu anlamdan işe aldığı bu iki kişiden, kadın meleği dış haberler müdürü, erkek meleği de çaycının yardımcısı olarak görevlendirir. Erkek melek Sütiye’den etkilenip görevini aksatmaya ve yasak olan sihrini kullanmaya başlayınca, ortalık karışacaktır.

Mucizeler Komedisi, anlamlı ve eğlenceli bir müzikaldir. 1992 yılında Şener Şen, yine bu tarz bir müzikal komedi olan “Muhabbet 92”de Emel Sayın’la birlikte başrol paylaşmış ve şarkılar eşliğindeki harika oyunuyla gönülleri fethetmişti. Aynı üstün başarıyı yeniden gösteriyor.

Çaycı Sütiye rolü, Meltem Cumbul ve Özlem Tekin tarafından sahnede dönüşümlü olarak paylaşıldı. Satışa sunulan kayıtta ise Özlem Tekin yer alıyor. Bu arada “Issız Adam” ile çıkış yakalayan Melis Birkan’ın, dansçılar arasında yer aldığını ve sahnede “dizi sorumlusu Harika hanım” rolüyle oynadığını da ekleyelim.

Emre Türker

Picture: mavimedya

11 Ekim 2009

Evde Bekleyen Biri

Henüz son sözü söylememiştim. Kapı ardına kadar açıktı. Belki koridordan ilerleyip saklandığın karanlıktan çıkacak ve bana gülümseyecektin. Belki de…

Şimdi bir kitapçının rafları önünde, kendimi arıyorum. Fantastik kitapları incelerken, hayatımdaki gizemin sırrını çözmeye çalışıyorum. Elimde, rüyamdaki beyaz adamın vermiş olduğu sihirli bir değnek var. Beyaz adamın bir şeyler mırıldandığını hatırlar gibiyim, o kadar...

Türk yazarları arasında geziniyorum. Eski toprakların kokusunu duyar gibiyim. Fakat biraz acılı, biraz dramatik, biraz da kederliydi sayfalar. Televizyon kanalları arasında atlamalar yaparken, kısa ağlamaklı ve acılı dramatik dizi reklâmları gösteriliyor ve genel izleyici, kulak kabartıyordu sesin geldiği yöne doğru. Çünkü biz geçmişten beri gözyaşlarını çok sevmişiz. Halen o geleneği devam ettiriyoruz.

Bilim ve teknik konuları üzerinde yeterli düşünceye sahip değildim. O yüzden icatların sayfalarındaki resimlere şöyle bir gelişi güzel bakınıp geçiverdim. Psikolojiye ayrılması gereken alanda bir gelişim ordusu dikkatimi çekti. Çoğu kitap gülümserken, depresyonu yenmek üzere reklâmı yapılan kitapların kapaklarındaki acılı suratlar, hoşuma gitmedi. Oysa bu raflardaki her şey gülümsemeliydi.

Birkaç kitap ismi not aldım. Bedenin dilini çözmekle işe başlayacak, sonra cilalı taş devrine geçecektim. Aklın ağzını sulandırıp boş bakışlarla dolanmak, dibi delik bir ceple gelmenin cezasıydı. Felsefi sulardan geçip aksiyonla oradan ayrılırken, geçmişten geleceğe bir zaman yolculuğu yapmıştım.

Şimdi dışarıdaki kuru kalabalığın gürültüsüne aldırmadan, başlangıç noktasına geri dönmeliyim. Koridorun ardında, karanlıktan çıkıp bana gülümsemesini bekleyecektim.

Kapının altından ışık süzülüyor ve derinden konuşma sesleri yükseliyordu. Belki bir televizyon gürültüsü, belki açık kalmış müziğin haykırışları, belki de başka bir şey. Terlemeye başlamıştım. Yüzüm eriyor ve damlalar halinde yere seriliyordum. Bunun sonunda ne vardı?

Kapıyı tıkladığımda sesler kesildi. İçeriye girmek istiyordum. “Açar mısın kapıyı?” diye seslendim. Kapı gıcırdadı. Hafifçe açıldı. İçerideki kasvetli gölge, “merhaba” dedi. Yüzüm değişmişti. Ona karşı sıcak olamıyordum.

Salona geçip üzerimdekileri çıkarırken gölge, karanlıkları topluyordu. Tek evde kalan, giderken karanlıkta bekleyen ve bana gülümsemeyen oydu. Gölge, evde bıraktığım son karanlıktı.

Yorgunluktan gözlerimi kaparken, o çoktan evin sınırlarını terk etmişti.

Emre Türker

Picture: deviantart

Where the Heart Is (2000)

Tür: Komedi / Dram / Romantik
Yönetmen: Matt Williams
Süre: 120 Dakika
Oyuncular: Natalie Portman, Ashley Judd, Stockard Channing, Joan Cusack, Keith David, Dylan Bruno, James Frain, Sally Field
Novalee Nation (Natalie Portman), sorumsuz erkek arkadaşı Willy Jack Pickens’dan (Dylan Bruno) hamiledir. Döküntü bir arabayla Tenessee'den California'ya doğru yola çıkarlar. 5 sayısından nefret eden Novalee’nin bu düşüncesi boşuna değildir. Çünkü şimdiye kadar başına gelen her felaketin içinde, 5’le ilgili sayısal bir değer bulunmaktadır.

Oklahoma, Sequoyah kasabasında bulunan süpermarket Wal-Mart’ta konakladıklarında, Willy Jack onun marketten dönmesini beklemeden uzaklaşır. Şimdi Novalee, bilmediği bu kasabada çaresiz ve tek başınadır. Soğukkanlılığını koruyarak gizlice süpermarkette kalmaya başlayan Novalee için hayat yeniden şekillenmeye başlayacaktır.

Aile sevgisi görmemiş bir kadının ruhsal yapısı ve hayat mücadelesini anlatan film, kimi zaman dramatik, kimi zaman eğlenceli, anlamlı ve romantiktir.

Emre Türker

Picture: impawards

08 Ekim 2009

Zeka Oyunları

Tavsiye Oyun Siteleri
Zekâ oyunları, zihni çalıştıran önemli etkenlerden biridir. Birkaç siteye göz atalım. (Oyunlara ulaşmak için, site veya oyun isimleri üzerindeki linkleri tıklayın.)


Mükemmel bir zekâ oyunları sitesi. Şu anda 30 ayrı dilde çevirisi mevcut ve bunlardan biri de Türkçedir. Daha önce bahsettiğimiz Sudoku, Mahjongg dahil, oldukça fazla çeşit bulabilir, oyunlara saatlerce kendinizi kaptırabilirsiniz. Hafızakolik, Hafıza Oyunu, Eşini Bul, Sıralama oyunlarıyla birlikte, lumosity sitesinde ki Memory Matrix, hafıza geliştirme oyunları açısından güzel örneklerdir.

2 - flashfabrica
Japonların hazırladığı bir flash site. Burada puzzle gibi çeşitli oyunlar var. Ben 3 tanesini kısaca anlatayım.
A) Brain
Linkte açılan yerde START tuşuna basıyorsunuz.
Sonra size çok kısa bir zaman için çeşitli sayılar gösteriyor.
Yapmanız gereken, bu sayıların yerine gelen yuvarlakları, en küçükten en büyüğe doğru sıralı şekilde tıklamak. Bu arada oyun sonunda çıkan sonuç, beyin yaşınız oluyormuş. (beyin yaşına çok takılmayın)

B) Block
Çok beğendiğim ama uzun süredir rastlamadığım bir oyun. Burada size 8 başlangıç şekli veriyor. Herhangi birini işaretleyin.
Ekranda gördüğünüz bloklar, çek-bırak yöntemiyle ilerletilebiliyor.
Amaç, A bloğunu, zemindeki boşluğa kadar ilerletebilmek. Zevkli ve düşünmeyi sağlayan bir oyun.

C) Scroll Puzzle
Ekrana çıkan resimlerden birini seçiyorsunuz. Sonra START’a basıyorsunuz.
Resmi eski haline getirmek için yatay ve dikey oluşumları, sağ-sol-sağ veya aşağı-yukarı-aşağı kombinasyonlarda ilerletebiliyorsunuz.

3- popcap firmasının 2001’de geliştirdiği bejeweled oyunu,
Amaç: Aynı olan 3 şekli, dikey veya yatay olarak dizmeye çalışıyorsunuz. Yöntem, yan yana olan taşların yer değişmesi şeklindedir. Bazı çeşitlerinde, yatay veya dikey bloklar ilerletilerek de yer değiştirilebilir. Türkçe kaynaklı siteden de, çeşitli bejeweled oyunları oynayabilirsin.
East Carolina Üniversitesi araştırmacılarına göre bu oyunu oynayanların stres oranı, diğer web kullanıcılarına göre %54 daha az çıkıyormuş.

4- mindhabits
McGill Üniversitesi psikologlarından Dr. Mark Baldwin, kortizol hormonunun somurtan suratlarda daha fazla bulunduğunu fark etmiş. Mindhabits oyununda, basit şekilde gülen suratları seçmeye çalışıyorsun. Araştırmalara göre bu oyuna günde 5 dakika zaman ayıranlarda, kortizol hormonunun haftalık yüzdesinde 17’lik düşüş gözlenmiştir.

Oyun, sitesinde 19,99 $’dan satılıyor. Deneme sürümünü indirip deneyebilirsiniz. Şahsi denemelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki, gülen suratları buldukça siz de gülmeye başlıyorsunuz. Hatırlatmakta fayda var, oyunun tüm çeşitleri İngilizcedir. Dil bilmeyen için genel anlamda anlamak zor olacaktır.

5- Tetris, artık birçok siteden kolayca ulaşılabildiği gibi, elde taşınabilir veya yüklenebilir versiyonlarını da biliyoruz. Vikipediden alınan bilgiye göre Tetris; Rus bilgisayar mühendisi Aleksey Pajitnov tarafından 1985’te hazırlanmıştır.
Oxford Üniversitesi’nde yapılan araştırmada travma yaşayan insanların, bu oyunu oynadıktan sonra kötü yaşanmışlıklara dönüşlerinde azalma görülmüş ve dolayısıyla daha az stres yaşandıkları fark edilmiştir.

Zihniniz açık olsun.
İyi eğlenceler

Emre Türker

Not: Yukarıdaki son 3 maddedeki oyun isimleri ve sağlık konusundaki bilimsel açıklamalar, Women’s Health (Ekim 2009/Sayfa 71) dergisinden kaynak alınmıştır.

Picture: deviantart

07 Ekim 2009

Terra (2007)

Türkçe Adı: Terra'yı Kurtarmak
Tür:
Animasyon / Macera / Dram / Bilim-Kurgu
Yönetmen: Aristomenis Tsirbas
Süre: 85 dakika
Terra adlı gezegende huzur içinde yaşayan Terralılar, barışçıl varlıklardır. Gezegendeki tüm kontrol, ihtiyar heyeti adı verilen saygın grup tarafından sağlanmaktadır. Bir gün gökyüzü, esrarengiz şekilde kararır. Barışçıl Terra halkı, tanrıların geldiğine inanır. Oysa gelenler insanlardır.

Yüzyıllar boyunca yapılan savaşlar ve israf nedeniyle yaşanacak alan kalmayınca, dünyaya benzer gezegen arayışına çıkılır. İnsanlar, standart atmosfere yakın bir ortamın görüldüğü Terra’yı istila etmek için savaş başlatırlar. Bu savaşta, kendilerinden başka canlıların yaşamasına izin yoktur.

Uzak geleceğe bakış hakkında düşündürücü bir animasyon olan Terra, konusu ve görüntüleriyle etkileyicidir. Çevreye ve başka canlılara verdiği zarar kadar, kendi türüne karşı da acımasız olan insanların dramı gözler önüne seriliyor.

Emre Türker

Picture: impawards

Cevap Veriyorum!

Soru Çözerken Yapılan Klasik Hatalar

Deniz’in annesi, 25 yıl önce evlenmiş. İlk çocuğu, evlendiğinden 2 sene sonra doğmuş. Her doğumun ardından, 2 sene arayla 5 çocuk dünyaya getirmiş. Bunların hepsi erkek ve isimleri de sırasıyla şöyledir;

1. çocuğun ismi Doğan,
2. çocuğun ismi Durmuş,
3. çocuğun ismi Dursun,
4. çocuğun ismi Derviş.

Bu kurala göre, 5. çocuğun adı ne olabilir?


Yanıtı bulabildiniz mi? Önce konumuza geçelim.

Hatalarının büyük bir bölümüne sebep, dikkatsizliktir. Çok kontrollü olmak doğru değildir. Bunun yanında kontrolsüzlük de yanlıştır. Kontrol mekanizmasının yanlış çalışmasını sağlayan etkenler vardır. Aşırı kontroldeki büyük sorunun kaynağı, takıntıdır. Duyarsızlık ise, biraz kontrolsüzlük ve yoğunlaşma sorununa etkendir.

Soru çözerken, birçok hata yaparız. Bunlar; öğrenmeden çözmeye çalışmak, yanlış öğrenmek, soru içinde soru düşünmek, soruyu anlamak için defalarca aynı yerleri tekrar okumak, çözüm üretmek için düşünürken aslında hep aynı kelimelerde takılmak, uykusuzluk, yorgunluk, halsizlik veya moral bozukluğu gibi duygusal sorunlardan kaynaklanıyor olabilir.

Yeterince zeki olmadığını düşünmek, çözüm üretemeyenlerin başlıca sorunlarından biridir. Zor bir soru gelmiştir. Gerçek anlamda neyin zor olduğuna karar vermek güçtür. Örneğin iyi ve planlı ders çalışan biri için, sınav çok kolaydır. Oysa çalışmadığı gibi derslere de dikkatini vermeyen öğrenci için, sorular çok zor olacaktır. Fakat bazılarının sayısal, bazılarının sözel konularda daha başarılı olduğu bir gerçektir. Bu farkı kapatmanın en iyi yolu, başarılı insanları araştırmak, doğru ve etkili çözüm yollarını öğrenmek ve her şeyden önemlisi pratik yapmaktır. “İşleyen demir pas tutmaz” atasözü, bu anlatılanlara güzel bir örnek teşkil ediyor.

Takıntılı biriyseniz, gününüzün önemli bir bölümünü boşa geçiriyorsunuz demektir. Örneğin dış kapıyı kilitleyip evden ayrıldığınızdan emin olduğunuz halde, sürekli kapının açık kalmış olabileceği ve kaç kere kilitlendiği gibi ayrıntılara takılırsanız, hafızanızı boş yere meşgul edersiniz. Bir soru içinde aynı kelimelere takılmak da böyle bir şeydir. “toplamı kaçtı acaba, acaba kaçtı toplam, toplarsam kaç olur” gibi çözüme sığ kelimelerle yaklaşan biri, belki de çıkarma işlemi yapması gerektiğini atlıyor olabilir.

Paragraf soruları, edebiyat testlerinin belalısı olarak görülür. Genelde sorunun sonundaki ayrıntı gözden kaçar ve en başa dönülerek, çözüm için tekrar kelimeler okunmaya başlar. Ön önemlisi, “olmalı ya da olmamalı” gibi cümlenin son kelimelerinde saklanan tuzaktır. Pratik yapmak, bizi bu tip hatalara karşı uyarır. Benzer işlemleri yaptıkça, sonradan hata yapma oranı azalır.

Sayısal konularda çözümler, düşünceleri biraz daha formüle zorlar. Sözelde ise, kaybolmuş veya dağılmış olan yapbozdaki eksik parçalar aranır. Bazen de cevap, sorunun içindedir. Çok uzak yerlere gidersin ama dikkat ve sığ düşünmeye alıştıysan, büyük ihtimalle aldatmaca cümlelerden kendini kurtaramazsın. Örneğin, dağınık bir masada anahtar arıyorsun. Biraz önce anahtarı gördüğüne yemin edebilirsin ve anahtar sanki yer yarılmış, içine girmiştir. Zaman geçip de sakin düşünmeye başlayınca, bir de bakarsın ki anahtar elinizdeymiş. Bu tip örneklerle defalarca karşılaşıyor ve yaşıyoruz.

Sorunu çözmüş müydünüz? Çözemediyseniz, son paragrafı yeniden okuyun. Ya da 5. çocuğun ismi için TIKLAYIN.

Emre Türker

Picture: flickr

05 Ekim 2009

Rubik Küpü –Hareketli Bulmaca-

Sabır/Zeka Küpü
Zekâ, strateji ve bulmaca türlerinde uzman Uzakdoğuluların gözünden kaçan ayrıntı, Macar Ernõ Rubik’in gözünden kaçmamış. 1974 yılında icat ettiği bu mekanik bulmacaya, dünya çapında Rubik’in küpü veya Rubik Küpü (Rubik's Cube) adı verilmiş. Gerçi Japon Terutoshi Ishigi’nin 1976’da aldığı patent nedeniyle, bu icadın eş zamanlarda keşfedildiğine karar verilmiş ama akıllarda yer eden isim, Rubik olmuştur.

Stil: Rubik, hareketli ve döndürülebilir bir küptür. Her yüzünde, 3x3 oranıyla 9 kare bulunur. İlk oluşumda, her yüzeyde aynı renkten 9 kare vardır. Yani küpteki her yüz, farklı renklerden oluşuyor.

Oynama şekli: Merkezindeki kübe bağlı bir sistem sayesinde, ekseni etrafında döndürülerek karıştırılan bu renkli yüzler, tekrar ilk baştaki ana şekline getirilmeye çalışılır. Oyundaki amaç da budur. İyice karıştırılmış kübün hareket olasılıkları fazla olunca, çözüm de o derece zorlaşıyor.

Türkiye’de ilk Sabır Küpü ismiyle satılan modeli, çocukluğumda ailem tarafından hediye edildiğinde, bunun ismini Sinir Küpü olarak değiştirmiştim. 4 yüzdeki parçayı tamamlamış olmama rağmen, halen tam çözüme ulaşmış değilim. Dünyada, kübün çözümüyle ilgili çeşitli makale ve kitaplar bulunuyor. Hatta çabuk çözme konusunda yarışmalar bile düzenleniyor. Chessandpoker sitesinde linkten, İngilizce anlatımda çözüm incelenebilir.

Rubik’in ucuz taklit modelleri, kendi ekseninde dönmekte zorlanıyor. Lisanlı ürünler almak istiyorsanız, biraz daha masraf etmeniz gerekecek ama sabrınızı zorlarken bir de oyuncağı çevirmeye çalışmakla uğraşmayacaksınız.

Rubik kübünü bilgisayarınızda oynayabilir ama aynı tadı alamazsınız. Yine de denemek istiyorsanız, demo versiyonuna 3DCube linkinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca novelgames linki üzerinden START’a basarak oyuna başlayabilir, çevirmek istediğiniz yöndeki oklara tıklayarak kübü yönlendirebilirsiniz.

Sudoku’dan bahsetmiştik. Yandaki gördüğünüz resimde, Sudoku’nun Rubik Küpüne dönüştürülmüş bir oyuncağını görüyorsunuz. Bu oyuncak, sanki çileden çıkmak için özel olarak tasarlanmış. "Ben yaptım mı bunu yaparım" diyenlere, benzer şekliyle Sudoku Westminster Sudoku on a Puzzle Cube modeli Amazon’da satılıyor.

Emre Türker

Picture: flickr

04 Ekim 2009

Ice Age: Dawn of the Dinosaurs (2009)

Türkçe adı: Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı
Tür: Animasyon / Aksiyon / Macera / Komedi / Aile
Yönetmen: Carlos Saldanha, Mike Thurmeier
Süre: 94 dakika
Buzul çağında yaşayan Ellie ve Manny(mamutlar), bebeklerinin dünyaya gelmesini beklemektedir. Aile içinde yeri olmadığını düşünen Diego (kılıç dişli aslan), sorununu Manny’e anlatır. Fakat yanlış anlaşılma yüzünden, dostları ayrılık noktasına getirir.

Bu arada Sid (Tembel hayvan), yeraltındaki buzul bir mağarada içerisinde 3 yumurta bulur. Sahip çıktığı bu yumurtalardan 3 dinozor yavrusu çıkar. Onlarla aile olma düşüncesindeki Sid’in hayali, anne dinozorun gelişiyle son bulur. Büyük dinozor, yavrularıyla birlikte Sid’i de alarak buzulların arasındaki bir geçitten kaybolur.

Sid’in kaçırılması, eski dostları bir araya getirir. Yeraltındaki bu geçit, nesli tükendiği düşünülen dinozorların yaşadığı yere geçiştir. Dinozorların arasına girince mamutlar bile küçük kalacak, Sid’i kurtarmak tahminlerinden de zor olacaktır.

Fındık peşinde koşan Scrat’ın sıra dışı koşuşturmaları arasında, aşk da var. Harika yüz ifadeleri, sevimli tarih öncesi yaratıklarıyla birlikte Ice Age’in bu 3. macerası, yine müthiş olmuş.

Emre Türker

Picture: impawards

The Proposal (2009)

Türkçe Adı: Teklif
Tür: Komedi / Dram / Romantik
Yönetmen: Anne Fletcher
Süre: 108 dakika
Oyuncular: Sandra Bullock, Ryan Reynolds, Mary Steenburgen, Craig T. Nelson, Betty White
Şirketindeki çalışanların korkulu rüyası ve baş editör Kanadalı Margaret Tate’in (Sandra Bullock), Amerika’da kalmak için vizesi onaylanmamıştır. Bu nedenle Kanada’ya geri dönerek işini bırakması gerekir. Fakat Margaret, yöneticilerine sekreteri Andrew Paxton’la (Ryan Reynolds) evleneceğini açıklar. Onunla pek anlaşamayan Andrew’in, editör olma hayali ve yazdığı kitabın yayınlanması için Margaret’in onayı gerekince, çaresiz teklifi kabul eder.

Göçmen bürosu, yasadışı evlilikleri engellemek için sıkı takiptedir. Bu nedenle ağızdan kaçan büyükannenin 90. doğum günü kutlaması düşüncesi, işleri biraz zora sokar. Çünkü Andrew’in ailesi ve büyükannesi Annie (Betty White), Alaska’da yaşamaktadır.

Bu hesapsız Alaska yolculuğunda Margaret, Andrew hakkında hiç aklına gelmeyeceği gerçekleri öğrenecek ve yardımcısını yakından tanıma fırsatı bulacaktır. Tabi aynı şeyler Andrew için de geçerlidir.

Film boyunca gülümsemeniz hiç eksik olmayacak, sonuna kadar eğlenecek ve romantik anlamda doyuma ulaşacaksınız. Türünü sevenlerin kaçırmaması gereken bir yapımdır.

Emre Türker

Picture: impawards

02 Ekim 2009

Uyku Vaktinden Ne Kadar Çalabilirsiniz?

Zamanı planlayarak veya masraflardan kısarak tasarruf yapabiliyorsunuz, ya uykudan?
Bundan seneler önceydi. Sivri zekâlının birinden “Einstein 3 saat uyurdu” gibi bir söz duymuştum. Sonraları bu benim aklıma öyle yatmış ki, her geçen gün “daha az nasıl uyunur” diye düşünmeye başladım. Gündüz çalışma hayatımı sonlandırıp, gece vardiyasına uygun bir iş buldum ve gündüzleri de dil kurslarına yazıldım. Bununla yetindim mi? Hayır! Kurs çıkışlarındaki ders aktivitelerine katıldım. Ayrıca sık şekilde arkadaşlarla buluşurdum. Sonrasında bana 4 saat civarında bir vakit kalırdı. O vakitler uyku vaktim olması gerekiyordu ama olmadı. Ben onun iki saatini ya film izlemeye, ya da okuma ve yazma aktivitelerine ayırırdım. Herkes bana gıpta ediyordu. Para kazanıyor, dil öğreniyor, işlerimi yapıyor ve çeşitli hobilerle uğraşıyordum. Fakat…

Yıllar sonra anladım ki, bunların çoğu saçmalıkmış. Neden mi? Sadece bedenime işkence etmişim. Zihnimin derinliklerine az uyuyabileceğimi öğretmiş, kendimi şartlandırmış ve yanılmıştım. O dönem iyi başlayan dil öğrenimi, gittikçe zayıflamıştı. Stres oranı artmış ve mutsuz olmaya başlamıştım. Bedenimde yorgunluk hissediyordum. Çok şey yapmak istiyor ama kendimi bir türlü hazır hissedemiyordum.

Yukarıdaki yaşam anlayışında biraz değişiklik yapsaydım, kesinlikle mükemmel sonuçlara ulaşabilirdim. Neler değişmeliydi?

Gündüz uykusu, gece uykusunun yerini almıyor. Sebepler; gecenin sessizliği, alışkanlık ve sosyal düzen gibi birçok nedene bağlanabilir.
Gece vakitleri oldukça değerlidir. Gündüz yaşanan gürültü, gece vakitlerinde pek sık görülmez. Bu nedenle ders, okuma veya çalışma gibi yoğunlaşma gerektiren zamanlar, sabah daha erken kalkmak veya gece vakitlerinden uykuyu biraz kısmakla arttırılabilir.
Bir şeyler öğrenme çabasındaysanız, mutlaka kafanız dinç olmalıdır. Uykusuz, huzursuz ve yorgunsanız, konsantrasyon sorunu yaşama olasılığınız yükselir. Çalışırken, 30–40 dakika bir veya birkaç kez dikkat dağılması normaldir. Fakat kafanız çok şeyle meşgulse ve dinlenmek için kendinize zaman ayırmamışsanız, bu süre 5 dakikada bire bile düşebilir. Hatta bu süre tamamen durabilir ve gözünüz açıkken uyku moduna geçebilirsiniz. Bu halde ne kadar çabalarsanız çabalayın, fayda etmez.
Gece çalışıp gündüz uyumak mümkündür. Fakat böyle durumlarda, uyku saati iyi ayarlanmalıdır. İstisnalar haricinde, gecenin belli bir bölümü nasıl uykuya ayrılmışsa, bu zaman dilimi gündüz için de geçerli olmalıdır. Bazen sabahın erken saatlerinde, bazen akşama doğru yatarsanız, vücudunuz dengesi tam olarak sağlayamayacaktır
Erişkin bir kişinin uyku saati, ortalamalara göre 6–8 saat arasındadır. Fakat bu ihtiyaç 4–11 saat arasında kişiye veya yaşa göre değişkenlik gösterebilir. Uyku zamanlarını bu saatlerin dışına taşırıyorsanız, sorun yaşarsınız. Az uyku kadar, fazla uyku da zararlıdır.

Bu arada son yaptığım araştırmaya göre, Einstein 3 değil 10 saat uyurmuş. Şimdi de Edison’un 4 saat uyuduğu söyleniyor.

Emre Türker

Picture: flickr

01 Ekim 2009

Sudoku –Zeka Oyunu-

Sudoku, isminden tahmin edileceği gibi, Uzak doğudan dünyaya açılmış bir zekâ oyunudur. Oyunun ismi, Japonya’da “Sayılar tek olmalı” anlamındaki kelimelerin kısaltmasıyla oluşturulmuş bir kelimedir.

Standart olarak şekli, 9x9 şeklinde sıralanmış küçük kare kutucuklardan oluşmaktadır. Bu toplam kutucular, yine kendi içinde 3x3 şeklinde ayrılmış 9 kutucuk şekliyle ayrılır. Artık günümüzde, standart şeklinden daha fazlası görebilmekteyiz. 9’lu düzenli gruplar olduğu gibi, düzensiz şekiller, hatta sayıların haricinde resim ve harflerden oluşan sudoku çeşitleri de geliştirilmiştir. Ustalaşma durumuna göre, sudokuyu çözmek için verilen sayılar, arttırılır ya da azaltılır.

Nasıl oynanır?

Standart şekliyle açıklanırsa, diğer çözümler zaten kendiliğinden gelecektir.
1- 9x9 açılımında, her yatay ve dikey oluşumlarda, toplam dokuz sayı vardır. Bu sayılar, 1’den 9’a kadar oluşan tek sayılardır. Yani bir yatay veya dikey sırada, iki tane aynı sayı olamaz.
2- 3x3 açılımında, toplam kutu sayısı 9’dur. Bu kutuların içindeki sayılar, yine 1’den 9’a kadardır. Aynı sayıdan iki tane olamaz.

Örnek yerleştirilmiş sayılardan yola çıkılarak, boşluklara hangi sayılar gelebileceği hesaplanmalıdır.

Oyun, bir çeşit olasılık tahmininden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Bu oyunla birlikte düşünce yapınız, herhangi bir konudaki olasılıkları geliştirmenize ve en doğru sonuca ulaşmanız konusunda pratik kazanmanıza yardımcı olacaktır.

Aşağıda internet sitelerinden örnekler verilmiştir. Bu konuda hazırlanmış sitelerin sayısı oldukça fazladır.

inndir, genelde çeşitli ücretli ve ücretsiz programları tanıtan bir download sitesidir. Buradaki Matrix Sudoku ve Sudoku Assistenten linklerinden, basit sudoku progrmlarının ücretsiz indirebilirsiniz. Site içinde ücretli olan başka çeşitleri de mevcuttur.

sudoku-puzzles, Dili İngilizce olan bu site Sudoku’nun, Kakuro ve Futoshiki çeşitleri de bulunuyor. Size nasıl oynanacağı konusunda bilgi verdiği gibi, kaç kutudan oluşturabileceğiniz konusunda seçenekler de sunuyor.

dailysudoku.com, Yine İngilizce olarak hazırlanmış bu site, kâğıda yazdırmanızı sağlayabilecek oyunlardan oluşuyor. Kolay, zor, hatta farklı oluşumdan meydana gelmiş sudoku hazırlayabiliyorsunuz. Ayrıca size çözüm anahtarı da sağlıyor. Ayrıca bu tarz bir programı, Sudokur linkini tıklayarak indirebilirsiniz.

sudoku-tr, Sudokuyu için hazırlanmış Türkçe bir site. Size sudoku hakkında ayrıntılı bir bilgi veriyor.

Picture: deviantart

Hotel Rwanda (2004)

Tür: Dram / Tarih / Gerilim / Savaş
Yönetmen: Terry George
Süre: 121
Oyuncular: Don Cheadle, Desmond Dube, Hakeem Kae-Kazim, Tony Kgoroge, Rosie Motene, Neil McCarthy, Jean Reno, Nick Nolte, Joaquin Phoenix, Sophie Okonedo, Fana Mokoena, Jeremiah Ndlovu
Kigali’de bulunan Hotel Rwanda’nın müdürü Paul Rusesabagina (Don Cheadle), üst yönetim, asker ve siyasetçilerle arasını iyi tutan bir yöneticidir. Ülkede gerginliğin yaşandığı 1994 yılında barış imzalanması beklerken, büyük bir isyan başlar. Hutu’lar, azınlık Tutsi halkını ortadan kaldırmaya çalışır. Hutu’lar, Tutsi’leri hamamböcekleri olarak tanımlar. Ülkede, sokak ortasında binlerce kişi acımasızca kurşuna dizilmeye başlamıştır.

Paul, Hutu halkından olmasına rağmen, eşi Tatiana (Sophie Okonedo) Tutsi’dir. Tutsi’lerin rasgele öldürülmesine razı olmaz ve otelin kapasitesi elverdiğince onları korumaya çalışır. Dünyanın birçok ülkesi konuyla ilgili kayıtsızken, Paul’un yapabileceği çok da fazla bir şey olmayacaktır.

Hotel Rwanda, 1994 yılı Orta Afrika bölgesinde bulunan Ruanda’da, 3 ay içinde öldürülen bir milyona yakın Tutsi ve ırkçılığa karşı Hutu’ların öldürüldüğü Ruanda Soykırımı’nı anlatıyor. Bu tartışmaların başı, Belçika’nın Tutsi’lere gösterdiği ayrıcalıklarla başlamıştır ki, aslında iki taraf da gerçekte birbirine düşürülmüş Afrikalı siyahlardır. Tarihi anlatan ve dünyanın Afrika’ya karşı kayıtsız tutumunu gösteren mükemmel bir yapımdır.

Emre Türker

Picture: impawards

Superman/Batman: Public Enemies (2009)

Tür: Aksiyon / Çizgi film / Dram
Yönetmen: Sam Liu
Süre: 67 dakika
Amerikan halkı büyük bir krizin eşiğindedir. Ülke ekonomisinin kötüye gidişinin sebebi olarak gösterilen hükümet devrilir ve sıkıyönetim ilan edilir. Lex Luthor, gövde gösterisiyle başa geçer ve bunu da halk destekler. Lex Luthor, süper kahramanların ülkede kurtarıcı rolünü üstlenmesine karşıdır. Fakat kendini korumak adına, onlara hükümetle çalışmalarını teklif eder. Kaptan Atom, Kara Şimşek, Power Girl, Katana ve Major Force, onun yardımcıları olarak iş başına geçer. Fakat Superman ve Batman, Lex Luthor’a güvenmemektedir.

Büyük bir meteor dünyaya çarpmak üzeredir. Superman, çarpışmayı engellemek için daha fazla güç gerekince, Lex Luthor’un görüşme teklifini kabul eder. Fakat Lex Luthor, Superman’i oyuna getirmiştir.

Çizgi roman severlerin ilgisini çekecek filmde, oldukça fazla kahramana yer verilmiş. Clark Kent ve Bruce Wayne, birlikte iş başında. Her zamanki gibi tüm kahramanlar Amerikalı ve dünyayı kurtarmak birleşmektedir.

Emre Türker

Picture: amazon

S. Darko (2009)

Tür: Polisiye / Gizem / Bilim-Kurgu / Gerilim
Yönetmen: Chris Fisher
Süre: 103
Oyuncular: Daveigh Chase, Briana Evigan, James Lafferty, Ed Westwick, Walter Platz, John Hawkes, Bret Roberts, Jackson Rathbone, Elizabeth Berkley, Barbara Tarbuck, Matthew Davis, Nathan Stevens, Ryan Templeman, Zulay Henao
Donnie Darko, bir uçak motorunun, evindeki odasına çarpması sonucu ölmüştür. Hükümetin bile ortaya çıkaramadığı olay, bir gizemin başlangıcıydı. Donnie’nin ölümü ardından, küçük kızkardeşi Samantha (Daveigh Chase) evden kaçmıştır.

Yolda arabaları bozulan Samantha (Daveigh Chase) ve Corey (Briana Evigan), bir kasabada konaklamak durumunda kalır. Orada yaşayan Randy (Ed Westwick), rahat davranışlı bu iki kıza yardım eder. Hem onları kasabada yalnız bırakmaz, hem de sorunlarıyla ilgilenir.

Kasabada Iraq Jack (James Lafferty) lakaplı garip bir adam vardır. Jack’in bulunduğu yere göktaşı düşer ama onu bir şekilde Samantha’nın ruhani bir yüzü kurtarır. Fakat kurtarmadan önce; 4 gün, 17 saat, 26 dakika ve 31 saniye sonra dünyanın sonu geleceğini söylemiştir.

Donnie Darko’nun devamı şeklinde çekilen film, oldukça başarısız. Ölen Donnie Darko’nun kardeşi Samantha rolünde, yine Daveigh Chase var. Fakat bu sefer çocuk değil, genç kızdır. Olaylar çok daha karmaşık ve iç içe geçmektedir. Konu anlatımı dağınık olduğundan, S. Darko tam bir hayal kırıklığı olmuştur.

Emre Türker

Picture: flixster

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails