Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2010

Güzellerden Hayalbemol’e Özel Pozlar

Uzakta, fakat bir o kadar da yakınımdaki şehirlerarası yolculukta, İstanbul Taksim meydanında buldum kendimi. Çiçeklerin arasında birilerinin gidiş gelişlerini seyrettim yakından. Çiçekler kapış kapış kapışılırken, iki yabancı yaklaştı yanıma. Biri papatya kopardı dalından. Diğeri sümbülleri kokladı. Kameralara, fotoğraflara ve onların getirdiği odaklanmış beyaz ışıklara fazlasıyla alışıktılar. Bunu fark etmemek ne mümkün!

Gitmeden önce, hayalbemol’e özel pozlar verdiler.

İşte o pozlar…

04 Ocak 2010

Dikkat Testi



19 Aralık 2009

Farkındalık Testi


02 Aralık 2009

Poz+ARTI

Güzellikler paylaştıkça çoğalır, ne yazık ki çirkinlikler de öyle…

Öyleyse mutluluğu paylaşalım.

Mutluluk projesinde herkes yer alacak.

Poz+ARTI, bu amaçla doğdu.

Mutlu Kalın

Link: http://pozarti.blogspot.com/
Mail: hayalbemol@gmail.com

İlgili yazı için BURADAN

Emre Türker

08 Ekim 2009

Zeka Oyunları

Tavsiye Oyun Siteleri
Zekâ oyunları, zihni çalıştıran önemli etkenlerden biridir. Birkaç siteye göz atalım. (Oyunlara ulaşmak için, site veya oyun isimleri üzerindeki linkleri tıklayın.)


Mükemmel bir zekâ oyunları sitesi. Şu anda 30 ayrı dilde çevirisi mevcut ve bunlardan biri de Türkçedir. Daha önce bahsettiğimiz Sudoku, Mahjongg dahil, oldukça fazla çeşit bulabilir, oyunlara saatlerce kendinizi kaptırabilirsiniz. Hafızakolik, Hafıza Oyunu, Eşini Bul, Sıralama oyunlarıyla birlikte, lumosity sitesinde ki Memory Matrix, hafıza geliştirme oyunları açısından güzel örneklerdir.

2 - flashfabrica
Japonların hazırladığı bir flash site. Burada puzzle gibi çeşitli oyunlar var. Ben 3 tanesini kısaca anlatayım.
A) Brain
Linkte açılan yerde START tuşuna basıyorsunuz.
Sonra size çok kısa bir zaman için çeşitli sayılar gösteriyor.
Yapmanız gereken, bu sayıların yerine gelen yuvarlakları, en küçükten en büyüğe doğru sıralı şekilde tıklamak. Bu arada oyun sonunda çıkan sonuç, beyin yaşınız oluyormuş. (beyin yaşına çok takılmayın)

B) Block
Çok beğendiğim ama uzun süredir rastlamadığım bir oyun. Burada size 8 başlangıç şekli veriyor. Herhangi birini işaretleyin.
Ekranda gördüğünüz bloklar, çek-bırak yöntemiyle ilerletilebiliyor.
Amaç, A bloğunu, zemindeki boşluğa kadar ilerletebilmek. Zevkli ve düşünmeyi sağlayan bir oyun.

C) Scroll Puzzle
Ekrana çıkan resimlerden birini seçiyorsunuz. Sonra START’a basıyorsunuz.
Resmi eski haline getirmek için yatay ve dikey oluşumları, sağ-sol-sağ veya aşağı-yukarı-aşağı kombinasyonlarda ilerletebiliyorsunuz.

3- popcap firmasının 2001’de geliştirdiği bejeweled oyunu,
Amaç: Aynı olan 3 şekli, dikey veya yatay olarak dizmeye çalışıyorsunuz. Yöntem, yan yana olan taşların yer değişmesi şeklindedir. Bazı çeşitlerinde, yatay veya dikey bloklar ilerletilerek de yer değiştirilebilir. Türkçe kaynaklı siteden de, çeşitli bejeweled oyunları oynayabilirsin.
East Carolina Üniversitesi araştırmacılarına göre bu oyunu oynayanların stres oranı, diğer web kullanıcılarına göre %54 daha az çıkıyormuş.

4- mindhabits
McGill Üniversitesi psikologlarından Dr. Mark Baldwin, kortizol hormonunun somurtan suratlarda daha fazla bulunduğunu fark etmiş. Mindhabits oyununda, basit şekilde gülen suratları seçmeye çalışıyorsun. Araştırmalara göre bu oyuna günde 5 dakika zaman ayıranlarda, kortizol hormonunun haftalık yüzdesinde 17’lik düşüş gözlenmiştir.

Oyun, sitesinde 19,99 $’dan satılıyor. Deneme sürümünü indirip deneyebilirsiniz. Şahsi denemelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki, gülen suratları buldukça siz de gülmeye başlıyorsunuz. Hatırlatmakta fayda var, oyunun tüm çeşitleri İngilizcedir. Dil bilmeyen için genel anlamda anlamak zor olacaktır.

5- Tetris, artık birçok siteden kolayca ulaşılabildiği gibi, elde taşınabilir veya yüklenebilir versiyonlarını da biliyoruz. Vikipediden alınan bilgiye göre Tetris; Rus bilgisayar mühendisi Aleksey Pajitnov tarafından 1985’te hazırlanmıştır.
Oxford Üniversitesi’nde yapılan araştırmada travma yaşayan insanların, bu oyunu oynadıktan sonra kötü yaşanmışlıklara dönüşlerinde azalma görülmüş ve dolayısıyla daha az stres yaşandıkları fark edilmiştir.

Zihniniz açık olsun.
İyi eğlenceler

Emre Türker

Not: Yukarıdaki son 3 maddedeki oyun isimleri ve sağlık konusundaki bilimsel açıklamalar, Women’s Health (Ekim 2009/Sayfa 71) dergisinden kaynak alınmıştır.

Picture: deviantart

05 Ekim 2009

Rubik Küpü –Hareketli Bulmaca-

Sabır/Zeka Küpü
Zekâ, strateji ve bulmaca türlerinde uzman Uzakdoğuluların gözünden kaçan ayrıntı, Macar Ernõ Rubik’in gözünden kaçmamış. 1974 yılında icat ettiği bu mekanik bulmacaya, dünya çapında Rubik’in küpü veya Rubik Küpü (Rubik's Cube) adı verilmiş. Gerçi Japon Terutoshi Ishigi’nin 1976’da aldığı patent nedeniyle, bu icadın eş zamanlarda keşfedildiğine karar verilmiş ama akıllarda yer eden isim, Rubik olmuştur.

Stil: Rubik, hareketli ve döndürülebilir bir küptür. Her yüzünde, 3x3 oranıyla 9 kare bulunur. İlk oluşumda, her yüzeyde aynı renkten 9 kare vardır. Yani küpteki her yüz, farklı renklerden oluşuyor.

Oynama şekli: Merkezindeki kübe bağlı bir sistem sayesinde, ekseni etrafında döndürülerek karıştırılan bu renkli yüzler, tekrar ilk baştaki ana şekline getirilmeye çalışılır. Oyundaki amaç da budur. İyice karıştırılmış kübün hareket olasılıkları fazla olunca, çözüm de o derece zorlaşıyor.

Türkiye’de ilk Sabır Küpü ismiyle satılan modeli, çocukluğumda ailem tarafından hediye edildiğinde, bunun ismini Sinir Küpü olarak değiştirmiştim. 4 yüzdeki parçayı tamamlamış olmama rağmen, halen tam çözüme ulaşmış değilim. Dünyada, kübün çözümüyle ilgili çeşitli makale ve kitaplar bulunuyor. Hatta çabuk çözme konusunda yarışmalar bile düzenleniyor. Chessandpoker sitesinde linkten, İngilizce anlatımda çözüm incelenebilir.

Rubik’in ucuz taklit modelleri, kendi ekseninde dönmekte zorlanıyor. Lisanlı ürünler almak istiyorsanız, biraz daha masraf etmeniz gerekecek ama sabrınızı zorlarken bir de oyuncağı çevirmeye çalışmakla uğraşmayacaksınız.

Rubik kübünü bilgisayarınızda oynayabilir ama aynı tadı alamazsınız. Yine de denemek istiyorsanız, demo versiyonuna 3DCube linkinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca novelgames linki üzerinden START’a basarak oyuna başlayabilir, çevirmek istediğiniz yöndeki oklara tıklayarak kübü yönlendirebilirsiniz.

Sudoku’dan bahsetmiştik. Yandaki gördüğünüz resimde, Sudoku’nun Rubik Küpüne dönüştürülmüş bir oyuncağını görüyorsunuz. Bu oyuncak, sanki çileden çıkmak için özel olarak tasarlanmış. "Ben yaptım mı bunu yaparım" diyenlere, benzer şekliyle Sudoku Westminster Sudoku on a Puzzle Cube modeli Amazon’da satılıyor.

Emre Türker

Picture: flickr

01 Ekim 2009

Sudoku –Zeka Oyunu-

Sudoku, isminden tahmin edileceği gibi, Uzak doğudan dünyaya açılmış bir zekâ oyunudur. Oyunun ismi, Japonya’da “Sayılar tek olmalı” anlamındaki kelimelerin kısaltmasıyla oluşturulmuş bir kelimedir.

Standart olarak şekli, 9x9 şeklinde sıralanmış küçük kare kutucuklardan oluşmaktadır. Bu toplam kutucular, yine kendi içinde 3x3 şeklinde ayrılmış 9 kutucuk şekliyle ayrılır. Artık günümüzde, standart şeklinden daha fazlası görebilmekteyiz. 9’lu düzenli gruplar olduğu gibi, düzensiz şekiller, hatta sayıların haricinde resim ve harflerden oluşan sudoku çeşitleri de geliştirilmiştir. Ustalaşma durumuna göre, sudokuyu çözmek için verilen sayılar, arttırılır ya da azaltılır.

Nasıl oynanır?

Standart şekliyle açıklanırsa, diğer çözümler zaten kendiliğinden gelecektir.
1- 9x9 açılımında, her yatay ve dikey oluşumlarda, toplam dokuz sayı vardır. Bu sayılar, 1’den 9’a kadar oluşan tek sayılardır. Yani bir yatay veya dikey sırada, iki tane aynı sayı olamaz.
2- 3x3 açılımında, toplam kutu sayısı 9’dur. Bu kutuların içindeki sayılar, yine 1’den 9’a kadardır. Aynı sayıdan iki tane olamaz.

Örnek yerleştirilmiş sayılardan yola çıkılarak, boşluklara hangi sayılar gelebileceği hesaplanmalıdır.

Oyun, bir çeşit olasılık tahmininden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Bu oyunla birlikte düşünce yapınız, herhangi bir konudaki olasılıkları geliştirmenize ve en doğru sonuca ulaşmanız konusunda pratik kazanmanıza yardımcı olacaktır.

Aşağıda internet sitelerinden örnekler verilmiştir. Bu konuda hazırlanmış sitelerin sayısı oldukça fazladır.

inndir, genelde çeşitli ücretli ve ücretsiz programları tanıtan bir download sitesidir. Buradaki Matrix Sudoku ve Sudoku Assistenten linklerinden, basit sudoku progrmlarının ücretsiz indirebilirsiniz. Site içinde ücretli olan başka çeşitleri de mevcuttur.

sudoku-puzzles, Dili İngilizce olan bu site Sudoku’nun, Kakuro ve Futoshiki çeşitleri de bulunuyor. Size nasıl oynanacağı konusunda bilgi verdiği gibi, kaç kutudan oluşturabileceğiniz konusunda seçenekler de sunuyor.

dailysudoku.com, Yine İngilizce olarak hazırlanmış bu site, kâğıda yazdırmanızı sağlayabilecek oyunlardan oluşuyor. Kolay, zor, hatta farklı oluşumdan meydana gelmiş sudoku hazırlayabiliyorsunuz. Ayrıca size çözüm anahtarı da sağlıyor. Ayrıca bu tarz bir programı, Sudokur linkini tıklayarak indirebilirsiniz.

sudoku-tr, Sudokuyu için hazırlanmış Türkçe bir site. Size sudoku hakkında ayrıntılı bir bilgi veriyor.

Picture: deviantart

28 Eylül 2009

Mahjong –Zeka Oyunu-

Kökeni Çin’e dayanan bir zekâ oyunudur. Mahjong, aynı zamanda bir çeşit strateji de denebilir. Taşların şekilleri, oyunun seviyesine göre daha karmaşık görülebilir. Bazıları kolay objelerle hazırlanırken, bazılarını ayırmakta güçlük çekebilirsiniz.

Mahjong, yalnız bilgisayarda değil, serbest taşlarla da oynanan bir oyundur. Bildiğim kadarıyla, Türkiye’de üreten veya pazarlayan bir firma yok. Muhtemelen sebebi, tarz kutu oyunlarının Türkiye’de çok tutulmamasıdır. Yine de ilgilenenler, amazondaki şu üç linke bakabilir. Mahjong1, Mahjong2, Mahjong3


Nasıl oynanır?

Amaç, eşleşen taşları bulmak ve onları yerlerinden kaldırmaktır. Yalnız bu taşların bir tarafı serbest olmalıdır. Açık bir anlatımla, bir taşı diğeriyle eşleştirmek istiyorsanız, seçtiğiniz taşlardan her birinin, sağı veya solunda mutlaka bir boşluk olması dikkat ediniz. İki tarafında taş bulunan çifti seçemezsiniz.

Örnek: oyuntutkunu linkinden mahjong oynayabilirsiniz.
Burada, hangi taşı işaretlerseniz, taşın konumuyla ilgili sol alt köşede bir bilgi çıkıyor.
"New Game" ile yeni oyun seçebilir,
"Restart" ile aynı oyunu tekrar başlayabilir,
"Undo" ile son hamlenizi geri alabilir,
"Moves" ile kaç tane eşleşen serbest çift olduğuna bakabilirsiniz.
"Hint" ise, bir kopya çekme yöntemidir. Size boş olan uygun ikilinin yerini gösterir.

Picture: deviantart

26 Eylül 2009

Cinayet Bilmecesi - Psikolojik Test-

Aşağıdaki soru, çok önceden beri bilinen ve bir dönem mail çılgınlığında defalarca yönlendirilen bir iletidir. Gerçekliği tartışılır. Ayrıca ana kaynağını bilmiyorum. İlgimi çeken soru tiplerinden biri olduğu için paylaşmayı uygun gördüm.

Soru şöyle:

İki kızıyla yaşayan anne, vaktin birinde hayatını kaybeder.

Genç kızlardan biri, kendi annesinin cenaze töreninde, daha önce kim olduğunu bilmediği bir genç adamla karsılaşır. Genç kız, rüyalarının erkeği olan bu genç adama yıldırım aşkıyla tutulur. Aradan günler geçer ama genç kız, hayallerini süsleyen bu genç adamla bir daha karşılaşma fırsatı bulamaz.

Genç kız, bir gün aniden kız kardeşini öldürür. Polis, zanlıya cinayeti neden işlediğini sorduğunda, genç kız şaşırtıcı bir ifade vermiştir.

Acaba zanlının polise verdiği ifadede, kız kardeşini öldürme sebebini neydi?


Sorunun yanıtı ilginçtir. Cevabına buradan ulaşabilirsiniz. Fakat sonucuna çok fazla takılmanıza gerek yok.

Picture: deviantart

Sokoban –Zeka Oyunu-

Sokoban, tarihin ilk programlanmış zekâ oyunlarından biri, hatta ilki sayılabilir. 1980 yılında Japon programcı Hiroyuki Imabayashi tarafından yazılmıştır.

Çok basit görünen bu oyun, zihni oldukça zorluyor. Oyunun zevkine kendinizi kaptırdığınızda, saatlerce başından kalkamayabilirsiniz. Hatta zihni çalıştırmak isterken, ileri seviyelerdeki bölümlerde, sinirleriniz fazlasıyla gerilebilir.

Sokoban Nasıl Oynanır?

Kuralları çok basit. Depo içerisindeki Sokoban (depocu ya da depo bekçisi), kutuları yerlerine itiyor. Bunu yaparken, kutuları geri çekemediği gibi, sadece bir kutuyu itebilir. Yani;
— Depocu, yalnız bir kutu itebilir. (iki kutuyu aynı anda itemez.)
— Depocu, kutuları geri çekemez, sadece itebilir.
— Genelde X ile işaretlenmiş bölgelere, kutular itilerek taşınır.
Not: Bazı hataların telafisi yok (kutu geri çekilmediği için) Böyle durumlarda baştan başlamak gerekiyor.

Başlangıç aşamasında aşağıdaki örnekler verilebilir.

Türkçe versiyon: istegenc linkinden ulaşabilirsiniz.

İngilizce versiyon: pimpernel linkinden ulaşabilirsiniz.
Burada, daha profesyonel hazırlanmış içerik bulabilirsiniz. Başlamak için, depocunun üstüne bir kere tıklayın ve yön tuşlarıyla onu hareket ettirin.
“Restart” ile oyuna yeniden başlayabilir,
“load level” üzerindeki sayıları arttırarak level’i zorlaştırılabilir,
“undo move” tuşu ile yaptığınız hareketi geri alabilirsiniz. (geri çekememe olayına biraz olsun çare gibi)
Tek kötü tarafı, reklâmlı olması.

25 Eylül 2009

Teşekkürler BloXoo

BloXoo, “Yaşam ve insana dair başarılı bir blog” cümlesindeki güzel Editör yorumuyla, Hayalbemol’ü günün blogu seçmiş.

Teşekkürler BloXoo…

24 Eylül 2009

Nehir -Zeka Oyunu-

Japonya’daki bazı şirketlerin işe alımında, adaylara uygulandığı söylenen bir çeşit zekâ oyunu.
Amaç: Herkesi nehirden karşıya geçirebilmek.
Tahmini çözüm süresi: 15 dk.

Oyun, mavi daireden başlıyor.
Hangi kişiyi sala bindirmek istiyorsan, üstüne bir kere tıkla.
Sal, kırmızı butonla hareket etmektedir.

Oyun kuralları:
Salın üstüne sadece 2 kişi binebilir.
Anne olmadan, kız çocuklar babasıyla yalnız kalamaz.
Baba olmadan, erkek çocuklar annesiyle yalnız kalamaz.
Tutuklu, polis eşliğinde aileyle kalabilir.
Sal; polis, anne ve baba tarafından kullanılabilir.

Oyun için riverIQGame linkini tıklayınız.
Çözüm BURADA

24 Ağustos 2009

Ödül

Blogger içinde ödül dağıtımı yeniden başlamış görünüyor.

HaYaLci
Benay
lOllA's
ay kopuğu(köpüğü)
desperately-in-love

Verdiğiniz ödülü alırken, hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. (Yalnız ödül fotoğrafını değiştirdim, yerine teşekkür koydum :)

Hızlıca sorulara geçelim.

7 ilginç şey (hayatımda pek ilginç şey yoktur, keyif aldığım desek ya şuna).

1- Ailemle birlikte olmak
2- Bilgisayarımın karşısında zaman geçirmek
3- Dergi, kitap, gazete vb. okumak, bilmediğim konuları araştırmak.
4- Sinema
5- Koleksiyon ve hobiler (Akvaryumdan, kutu oyunlarına kadar…)
6- Basit şeylerden dev mutluluklar çıkarmak (Denizde taş sektirmek, balık tutmak, güneşin batışını seyretmek vb.)
7- Dostlarla bir araya gelmek

İlle de ilginç şeyler arayacaksak, çok fazla incelerim. Hataları, bakışları, konuşmaları vs oldukça iyi tanırım. Belki de ben öyle olduğunu düşünüyorum. İnsan elinden geldiğince hoşgörülü, yardımsever ve mükemmel olmaya çalışmalı. İşin fesatlığıyla uğraşanların hayatlarımızda yeri olmamalı. Sevgiler.

Emre Türker

Picture: deviantart

12 Mayıs 2009

Hayal listesi

Teşekkürlerimle, sevgili RiGoR MoRtiS in sorularına yanıt vermek istiyorum. Konu, hayal listesi. Şimdi kısa bir yolculuğa çıkalım...

Bir köşe istiyorum okurlarına açılan. Her geçen gün yazılarım gelişsin, geliştikçe kabından taşsın, taşkınlıktan herkes nasibini alsın istiyorum.

Bir ev istiyorum denize karşı. Sabah güneşi evime doğsun, su masmavi olsun. İçinde balıklar oynasın.

Bir dergi istiyorum yönetebileceğim. İçindeki çalışanların her gün yüzü gülsün. Her çalışan hakkını alsın, başarılar birlikte kutlansın. Ayrım yapılmasın bu şirkette.

Bir yardım kurumu işletmek istiyorum. Şirketimden gelen paranın bir kısmı buraya aksın. Yardımsever ekibim, ihtiyaca uygun doğru kişileri bulanlardan kurulsun. Para aklama, adam kayırma, sevimsizlikler olmasın. Herkes ihtiyacı kadar alsın, geri kalanı diğer ihtiyaç sahiplerine bırakılsın.

Okullarda, gelişimci ve umut verici danışman dersleri olsun. Ülke, yarınlara bilinçli bakan çocuklara emanet edilsin. Kan dökülmesin bundan sonra.

Her türlü kötülüğü silen bir temizleyici icat etmek istiyorum. Öyle etkili temizlesin ki dünyayı, gülen yüzler hiç solmasın.

Bir bahçem olsun içinde hormonsuz ürünler yetiştireceğim.

Gezip dolaşabileceğim, yol üstü lokantasında yemek yiyebileceğim, kahvehanelerinde çay içeceğim, gülüp eğleneceğim ve “biraz borç versene” demeyeceğim kadar param olsun. Dünyaları satın almak istemiyorum.

Öldükten sonra geride bıraktığım bir eser, bir iz olsun. Yaptıklarım unutulmasın, yeni yapılacaklara yol açsın.

Aşkımız hiç bitmesin. Sevdiklerimiz hiç terk etmesin. Ayrılık olacaksa, el sıkışarak olsun.

Hayaller sulansın, hiç kurumasın.

Emre Türker


Ben de bu güzel konunun cevabını vermeleri için, birilerine gönderme yapayım ki adet yerini bulsun.
Eğlenceli ve alkollü dostumuz
Darkstar,
Asi görünümlü delikanlı kızımız
Sel
Mimlere kapandığını söyleyen ama kırmayıp açılacağını ümit ettiğim
yesari
Onun hayallerini çok değerli bulduğum, bir kuş kadar narin, kalpten ve içten
Öykü
Yorumlarından güç bulduğum, kadınların örgü hobisi uzmanı Beyaz Mendil
Hayatında olanları blogundan takip ederek özenle dinlediğim
kelebeğin ömrü
Düş gezgini, kelimeleri uyumlu dizme uzmanı, duygusal nehirsel
Muhtemelen şu an sınavlarıyla ve dersleriyle çarpışan, ama döndüğünde iz bırakan
Franche,
Son zamanlarda tanıdığım, ama kelimelerinde pınar gördüğüm
münzevi,
Az - öz ama etkili, çizgilerinde usta, başarılı ve dik duran
demet
İnsancıl, sevgi dolu, sıcacık bir kahve molası diye nitelendirdiğim
KaRaMeL
Sanal kanka, gecelerin tatlı sesi, az biraz çılgın
BodrumSibel
Ve son olarak,
Bu aralar yeni kariyeriyle meşgul olduğundan pek aramıza katılamayan blogların
böcek’i

Picture: deviantart

24 Nisan 2009

Erkek Gözüyle Kadın Modeli

Sevgili Franche, beni de kapsayan Gökkuşağının altından geçiren Mim sualine benim verebileceğim yanıtın bu şekli kafama daha fazla yattı. Sonuçta, konunun açıklaması aynı olacaktı.

Sokak ortası ve grup muhabbetlerindeki “…. dediğin nasıl olmalı”, sık soru şekillerinden biridir. Sorunun başına kadın kelimesini getirdiğimizde, olayın rengi değişiyor. Hani araba nasıl olmalı, ev nasıl olmalı değil bu, açıkçası iç karmaşayı çözümlemeye çalışmaktır. Genelde kişiye özgü şekil değiştiren bu kavram, her bünyede aynı tadı vermez. Balıketi, vahşi, seksi, çekingen, asi vb. birçok aranan özellik, ortama olduğu kadar zaman ve duruma bağlı olarak da değişkendir.

Erkeklerin kadına bakış açısı, ikiyüzlüdür. Bunlardan ilki; yanından ayırmak istemediği, bakmaya doyamadığı, anlatmaya kıyamadığı, çevresinde pervane olduğu tutkulu bir kadın modelidir. Diğeri ise; geceleri çıldırdığı, fanteziler beslediği, ateş içinde yandığı ahlaksız kadın modelidir. İkinci modellemeyi tutkularından koparıp yaşamının içine sokanlar, bir yastıkta kocayamazlar. Onların ilişkileri aşkla başlar ama renk değiştirir. Arsız kadın, erkekle oynamayı iyi bilen kadındır. Hatta öyle tutkuludur ki, bumerang olur erkeği. Yatar, atar, satar ve sonrasında erkek dolanıp yine gelir kapanır önünde.

Kadına paranoyak olarak yaklaşırım. Şüpheli bakışlar, gizler, esrarengizlikler, bulmacalar yorar beni. Çözümsüz hikâyelerden hoşlanmasam da, bilmeceleri severim. Tüm karelerdeki boşlukları doldurmadan, karşımdakini tanımış saymam kendimi. Modelleme belirginleştikten sonra, olgunlaşır düşüncem. Sonra yeni masallar başlar. Masaldaki kadın kovalamaca oynarsa, köşe kapmacalardan sıkılırım. Hani ya sev ya terk et mekânı gibi tutucu düşünceler değil beslediklerim ama özü sözü bir olmalıdır yaşananların. Eğer sarmışsam kadını kollarımda, destanlar yazarım. Şiirler, şarkılar, romanlar karalar, yığarım önüne. Kadını sayısal değil, sözel anlatımlarla etkiler, monotonluk şelalesine kapılmamak için farklılık okyanusunda gemiler inşa ederim. Sevdikçe, ufuklara açılırım. Her şeye rağmen gidenin ardından kısa bir dörtlük yazar, kapıdan uğurlarım. Artık giden; “ne çabuk unutulmuş anılar” diye şarkılar mı besteler, yerlere mi vurur hayallerimi, beni ilgilendirmez. Giderken sorgu yoktur da, geride kalanların sözleri mi dokunur?

Bedensel güç erkekte olduğu sürece, kadının ruhen daha güçlü olması, birlikteliğin dengelenmesi bakımından olması gerekendir. Her iki taraf da, pofpoflanmak ister. Güldeki diken batıyorsa, uygun dillerle anlatılması gerekir. Yoksa gittikçe can yakmaya başlar.

Kadın erkek arasındaki ilişki oyununa, zar atılarak başlanmaz. Genellemede, kadın oyunu ister görünür, erkek ise ilk hamleyi yapar. Evleninceye kadar kadın avantajlı görünür, evlendikten sonra averaj erkeğe kalır. Bu averajı eline aldığını düşünüp rahatlayan erkek, zavallıdır. Çünkü kurallar kitabı diye bir şey yoktur ve o bunu anlayabildiğinde, iş işten geçecektir.

Bir kadın, erkeğini ne şekilde avuçta tutabilir?

A ) Kaçan balık kovalanır prensibini uygulayarak
B ) Seksi kıyafetler giyerek
C ) İkiyüzlü, içten pazarlık yapıp gizlenerek
D ) Her şeyini paylaşarak
E ) Yatakta fahişe, hayatta dost kalarak

Emre Türker
Picture: deviantart

23 Nisan 2009

Takip Edilen Blog Yazarını Hayal Etmek

Android Lenore İsimli blogunda Sel, Bi İnsanı Hayal Etmek düşüncesiyle, kelimelerin ucundaki kişileri hayal kamerasından görebilmemizi istiyor. Daha önce tanımlamalar yapmıştım ama Sel’i kırmak olmaz. Önceliği ona verelim.

Sel… O bir çılgın. Hayatında yeterince sorun varken, o ayakta durup nefes almaya çalışan biri. Kimin ne söylediğini çok takılmayan, biraz asi, sevdiğine aşık ve son zamanlarda fazlasıyla fanatik. Çıtı-pıtı. Kızdırırsan fena, ama anlarsan çok makara…

BodrumSibel… Antik dünyanın Ütopik kişiliği. Geçmişimin ayak izlerinde sanki rol almış, aynı mekanları koklamış, çok fazla beklentisi olmayan ama eğlenmeyi seven biri. Yeri geldiğinde seven, yeri geldiğinde gülen, yeri geldiğinde avazı çıktığı kadar bağıran, kuralcı dünyanın anti hareketi.

nєнιяѕєℓ... Anlamadığınızda, cümlelerinde kaybolursunuz.
Anladığınızda ise ruhunuz bedenden kopararak boşlukta dans eder.
Tek dozda uçuran, bağımlılık yapan, aşkın kırmızı yüzü…

Franche… Franche'nin Masallarını okuyorsanız, yeni doğan bir güneşi izliyorsunuz demektir.
Her gün capcanlı… Sanata aşık, sanat da ona. Sempatik, kafileli, seviyeli…

Pino… Birçok yayında görürsünüz çizgilerini. Mutlu aile hayatını çizgilerine dökmüş, problemlerle barışık, hayata barışık, sanatına aşık. O bir şaheser. Çocukluğu her gün yeniden keşfeden, resim defterinin renkli kişiliği.

KaRaMeL… Dinlemeyi ve paylaşmayı sevmektir karamel tanımak. Sıkıntılar var olsa da, mutluluğu görmek için kafasını kaldırmayı çok iyi bilir. Sevdiğinde sonuna kadar yanında… Üzmeyi sevmeyen, dünyayı mutlu görmek isteyen…

Kelebeğin Ömrü… Bazen şiddetli görünse de, özünde dost… Çizgileriyle yaşamını karıştırmamak gerek. Yardımı seven, kinden uzak, sıcak, sevgi dolu… Eğer yaşamında yer alıyorsanız, dünyanın öbür ucundan çağırsanız, elindeyse gelebilecek kişilikte. İnandığım, inanmak istediğim biri.

Öykü… Öyle sade ki, karşı çıkacak çok fazla kişi çıkmayacaktır karşısına. Şiddeti değil sevmeyi, karamsarlığı değil huzuru aynasından yansıtan şirinlerin şirinesi. Şimdiki haline bakınca anlıyorsunuz ki, çocukken ne sevimliydi kimbilir :)

Böcek… O benim sakladıklarım arasına aldığım sevgi kutucuğum. Dünyanın en sevimli böceklerinden :) Kızınca daha sevimli oluyor. Temasındaki çekicilik, kelimelerine yansıyor. Ben onun kar tanesi olduğu bir yazısında, bembeyaz olmuştum. Yazdıklarında, bilirim ki yorumla beni der, yorumlayınca yanıma gelir oturur sohbet eder benimle sanki…

yesari… Başımın tatlı belası :) kimi zaman falcıdır, kimi zaman gezgin. Gelir sana takılırsa, sakın kızma. Her şey biraz daha gülümsemek içindir. Sanal dünyada yumruk nedir ki, kahkahalar bir olunca. Hayat tuzsuz olsun, yesarisiz olmasın :)

RiGoR MoRtiS... Demişimdir her zaman aşk platoniktir diye, ama RiGoR için platonik olmak bazen gerekliliktir. Uzaktan sever, incitmeden yaklaşır, sonra evin duvarlarına bağırır, kelimeleriyle döver sevgisini. Bir gün ona aşk salatası yapıp yanında yanardöner bir sevgi tabağı göndereceğim. Ama hiç bitmeyecek. Ne zaman yalnız kaldığını hissederse, tabağından alıp bir parça indirsin diye ruhuna…

Demet… Belki bir megaloman, belki bir radikal, belki de kendi halinde. Aslında o renkli bir karışık salata. Özgüven tanımında kişiliği, çizgilerine ve şekline güveni, onu daha cesur yapıyor. Yıkılanlarla vakit kaybetmez, sulu göz yağmurlardan hoşlanmaz. O nedenledir şemsiyeli modelleri. Hayatın içinde kukla, ama ipler onun elinde.

Kişileri tanımlamak gerçekten zordur. Bizimki biraz eğlence, biraz kaynaşma. Yorumladıklarım bilirler ki, uğradığım mekânlara ziyaretim, gelip geçici değildir. Kimi zaman çaktırmadan laf yediğim olur. Hayat anlayışımda, kimseyi kırmak yoktur. Popüler olmak için yaşamam, nefes almak için yaşarım. Paylaşmayı severim paylaşımları görmek için. İnsan, çektikçe daha fazla yazarmış ama ben tam tersini yaşatmak isterdim. Kimi zaman esiri oluyorum söylediklerimin ve arkasında duramıyorum. O zaman, mutluluk nedir diyorum kendi kendime. Mutlu olmamak için sebep değil, gülmek için neden arıyorum. Böylece daha kolay oluyor yaşamak.

Yukarıda tanıttıklarım, mimlediklerimdir. Ama kimsenin kapısına dayatma bırakmıyorum. Eğer gelip de okursanız ve Asi Sel’in mimini sevdiyseniz, sizler de anlatın. Ben mutlaka gelir okurum.

Sevgiler

Emre Türker

Picture: deviantart

10 Nisan 2009

Kelimelere Verilen Ödüller

Yapısal oluşumlarında defalarca çalkalandığım,
Girdaplarında hayal kurup sanatsal titreşimler algıladığım
Kelimelerinden kurulmuş anıtında saygı duruşuna geçtiğim
Ve her şeyden önemlisi
Benzetmelerine tutunduğumda aynadaki görüntü kadar tanıdık
Sanal bir dostsun bana nєнιяѕєℓ

X ve Y nedir derken,
Belirsizlikler içinde denklik arayıp
Çözümlerinde eşitlik sağlamaya çalışan
Kaoslarını yansıtırken çılgına dönüp
Aşk acılarına kırbaç sallayan
Duygularını yüklediği vagonunda
Sözleri kadar asi olmadığını anlatmayan
Ama anlaşılmayı bekleyen ...RiGoR MoRtiS...

Sizlere, bana yönelttiğiniz o mükemmel sözler için teşekkür ederken,
bloglarınız αnтiραяα∂ιgмα ve ~~Bedtime Stories~~ de takipçiniz olmaya devam edeceğim.

Bazı bloglar vardır,
Geçip karşısında vakit geçirmekten zevk alırsınız.
Bazılarında rüyaya yatar hayal kurarsınız
Bazılarında asiliğin zirvesine varırsınız.
Bazılarında özenle seçilmiş kelimelerin anlatımını dinlersiniz.

Bir misafirlik havasında ziyaretine gittiğim bloglarda,
Önem verip yorum bırakıyorsam
Bu değer verdiğim anlamına geliyor.

Takip listemde bulunan her blog, benim verdiğim değerleri temsil eder.
Her yazı yazdıklarında ilk başa dönerlerken, defalarca ödül alırlar birinciliklerinde.
Her yeni yazısıyla liste başına dönüp zirveyi yaşadıklarında
Gidip onları okuyarak tezahüratlarda bulunurum.
İşte budur benim blog ödüllerim.

Not: Çarpılmalar yaşadığım şu günlerde, yeterli ilgiliyi gösteremiyorum.
Belki bu yorgunlukla savaşımda, eskisi kadar güçlü olamayabilirim.
Ama dinlenerek geçireceğim vakitlerden ödün verip, kelimelere tutunmaya devam edeceğim.

Emre Türker

Picture: deviantart

08 Nisan 2009

Dalgaların Ardında Kalanlar

Sevgili ...RiGoR MoRtiS... blogunda Zaten Hep Üzgün Bu Beden derken, felsefi oluşumlardaki “Hayatında üzüldüğüne üzüldüğün şeyler neler?” sorusuyla mimlemiş beni. Öyle güzel iltifatta bulunmuş ki, ne söyleyeceğimi bilemez bir haldeyim. Bu soru, geçmişin izlerini taşıyan aşkların kalıntılarını hatırlatıyor.

Aşk, birçok ifadenin içinde yer alan bir kavramdır. Bünyesinde barındırdığı duygular sayesinde, ya dünyanın en mutlu insanı havasına girer, ya da yerin dibine geçersiniz.

Aşk efendi olarak ortaya çıktığında, düşüncelerdeki tüm alıcılar tek yöne odaklanır. Herhangi bir parazit veya sizi etkilemeye çalışan başka sinyaller, duygularınızı çevirmek için yeterli olmayabilir.

Yürekteki dalgalar yükseldiğinde, kıyılardaki tüm maddeleri tokatlayarak derinlerine çeker. Hatta uzun süreli gelgitler yaşanmışsa, kaya gibi sert hisleri bile aşındırabilir. Dalgalar ataklarına son verdiğinde, sahillerinizdeki kumlar azalmış ve zayıflamışsınızdır. Kendinizi toparladığınızda, sulara karşı önlem almaya başlarsınız.

Sonların ardından, platonik havasıyla kokusunu bir süre daha hissettiren aşk, terk edilen tarafı hırpalamaya devam eder. Belki yaşanacak yeni çevre, belki bir kıpırtı, belki de sessiz sular, dalganın gücünün kaybolmasını sağlayan etkili nedenlerdir.

Her şey geride kaldığında, düşüncelerde derin bir nefes kalır. Her fırtına ardından, derin nefes yeniden ortaya çıkar. Geçmişlere ah çekilince, geçen zamana acınır. Tüm yıkımlar, bir hiç yüzünden olmuştur.

İşte bu yaşananlar, geçmişteki hüsranların boşa harcanmış olduğunu anladığımız an’lara denk gelir.

Emre Türker

Picture: deviantart

02 Nisan 2009

Çocukluk Hatıralarım

Kelebeğin Ömrü, çocukluğumuzu anlatmamızı isteyen soruları paslamış, oyuna katılmamızı bekliyor ve diyor ki:
“Anlatın bana bakıyım neler yaptınız siz çocukken, haylaz mıydınız? Durgun muydunuz? Sümüklü müydünüz? Oyunbozan mıydınız? Gıcık mıydınız? Hileci miydiniz?” diyor.

Kozasından çıkıp her gün yeniden hayata gözlerini açan Kelebeğin Ömrü, çocukluğuma yolculuk için bir zaman makinesiyle evimin önünden aldı beni. Şimdi o yerlerde dolanırken, kalabalık caddelerden, gürültülü sokaklardan uzaklaşmanın mutluluğunu yaşayacağım.

Yazıya başlamadan önce, yeni paslaşmalarda bulunmak istiyorum. Eğer kabul ederseniz;
BI DOST , DEZ , ÖzLeM , Haydins , Blood.Roses. veee Darkstar


Hatırımda kalan ilk notlar, çakıl taşlarıyla kaplı yüksek tepelere uzanan dolambaçlı bir yolun sonundaki sıcakkanlı, seri konuşmacı Karadeniz insanlarının bir araya geldiği köye dairdir.

Anne ve babamın öğretmenliğinden dolayı atandıkları bu yerde, imece usulü toplanan fındık dalları arasında, insanların birbirleriyle konuşmalarını dinler, bir sağa bir sola koşuştururdum. Dağlardan gelen berrak soğuk suları içerken, kelebeklerin daireler çizerek uçuşmaların takip ederdim. Papatyalardan taç ve kolye yapardım ablama hediye etmek için. Hacı amcanın yetişkin kızlarının maskotu haline gelmişken, onların mutluluk kaynağı olmak gurur verirdi bana. Derme çatma okulun tek katlı öğretmenevinde kalır, geceleri davullu zurnalı, ışıklı düğünlerinde Fuat amcamın gazozlarını almak için sıraya girerdim. Şekerli sakızların şekeri bitinceye kadar geviş getirir, otları ağzında oval şekilde çevirerek midesine indiren ineklerin verdiği sütü içerdim. Karadeniz’in ünlü hamur işlerine bayıldığımdan, her gece bir bardayım havasında, her gece bir köy evindeydim.

Yazları İzmir’in yollarına seyahatçi olarak düşerken, rahmetli anneannemin şirin evine varmak için saatleri sayar, babamın kucağında uyuyakalırdım. Gözümü açtığımdan, anneannemin neşeli suratıyla karşılaşır, elleriyle hazırladığı mantısını tatmak için mutfakta beklerdim. Dedemi çok sevmeme rağmen, mesafeliydim biraz. Koltuğunda oturup kahvesiyle birlikte sigarasını tüttürürken bana hizmet etmelerini emreden boğuk sesini hatırladıkça, ruhum çocukluğumdaki o bedene geri dönüyor.

Fuarın karnaval havası, şimdikinden çok farklıydı. Uçan balonumu ne kadar elimden kaçırsam da yine de koluma bağlamalarına izin vermez, ipi elimden kayıp balon göklere yükselirken yeniden almaları için mızıklardım. Sanatçı dayımın heykellerini hazırladığı evinde, sanki bir müzedeydim. Yengemin rahatlatıcı konuşmalarıyla telkin olurken, sıcak havayı estiren vantilatörün önünde saçlarımın dağılışıyla beraber gülücükler saçardım.

Sapan yapmasını istemiştim babamdan. Tehlikeli hiçbir oyunu tasvip etmezdi. Zorla hazırlattığım o tehlikeli aleti, sadece diktiğim boş tenekeleri vurmak için kullanmışımdır. Hiçbir kuş, taşımdan nasibini alıp da yaralanmamıştır.

Organik, inorganik nedir bilmezdik biz hormonsuz dünyada. Meyveleri ve sebzeleri, toprağındaki özünden çıkan bedeninden koparırdık. Kimsenin kimsede malı, kimsenin kimsede gözü kalmazdı. Göz hakkı diye bir şey vardı insanlık ölmeden önce…

Babamın kucağında uyumak keyif verir ki, defalarca uyuklama numarası yapmamın sebebiydi o hoplamalarım, zıplamalarım.

Çocuklara aşı yapmak için gelen doktorların arabalarındaki iğnelerden değil de, yanlarında getirdikleri kurt köpeğinden korkardım.

Yıllar ilerledikçe, hayat bozuldu. Geçmişin son sıcaklığını yaşayanlardan olmanın haklı gururu var içimde. Gelişen teknolojiyle birlikte tükenen insanlığın acısıyla, düşüncelerime geri döndüğüm çocukluğumdan çıkmak istemiyorum.

O zamanlarda dolansak, bir rüya olsa yaşadıklarımız ve hiç uyanmasak…

Emre Türker

27 Mart 2009

Kalbinizi Çalan Eylemsel Hareketler

Herhangi bir ilişkisi olmayan kişi, nedensiz arayışların içinde bulur kendisini. Aşka doğru çıkış noktası aranan bu labirentte, süresi belli olmayan mutluluk dokunuşları, çıkmazlardaki duraklarda aranır. Bazen bulmacanın sonuna ulaşıp elmanın diğer yarısına sahip olurken, bazen de bütünü tamamlayamamış olmamın çözümsüzlüğüyle, rüzgârın uçuşturduğu yaprak gibi savruluruz.

Aşk, felsefesi içinde sonsuz uzantılara sahiptir. Karşılıklı ilişkide mutluluksa aranan; bir erkek ne ister, bir kadın ne ister. Örneğin, kaçan balık kovalanırmış diyerek bir balıkçı olabilirsiniz. Ya da karmaşanın içinde karanlıkları benimseyip, aşk-ı manya fanatikliğinde sloganlar yazarsınız. Sesler yükseldiğinde, Aşk-ı Figan uğultusunda sağır kalıp başka titreşimleri algılayamazsınız. Havanın dokunuşlarına kendinizi bırakır, her mevsim bir başkadır aşk dersiniz. Aşk problemlerinde çözüm arayışları hiç bitmez. Bazen de aşk bahçesine fantezi eker, ürünlerini toplarken hafiflersiniz.

Bana göre aşk, platoniktir. Karşıdan gelen tepkiye göre etki göstermez. İlgi gösteriyorsam, bu hiç görmediğim bir hayal ürününe de olabilir, bir kez gördüğüm unutulmaz şipşaklara da, sözlerin dokunuşlarıyla desteklenen karşılıklı oluşumlara da… Her birinin acısı ve tatlısı vardır. Aralarındaki renklilik, her biri içindeki tadın şiddetine göre çeşitlenir.

Hiç kıskanılmayan bir birliktelik olamaz. Hiç kıskanmadığınız kişiye aşık değilsinizdir. Kıskançlıkta belirlenmesi gereken şey var ki, o da dozunun ayarıdır.

Peki sizler ne arıyorsunuz? Aklınızdan çeşitli tilkiler geçiyordur. Bazen tavuklar aklınıza gelir, bazen domuzlar. Bazen benzettiğiniz kişi küfürdür, bazen de eşya.

Bu yazının bir sonu yok. Ama benim beklentilerim olacak.

Konu: Kalbinizi Çalan Eylemsel Hareketler Mimi

Mutlu bir beraberlik için, karşı cinsten beklentileriniz nelerdir?
Sevdiğiniz kişide aradığınız özellikleri yazarak, kalbinizdeki güzeli tanımlayınız.
“Kısaca, birlikte olduğum kişi böyle olmalı” gibi ifadelerle,
kalbinizi çalacak kişiyi hayalinizde canlandırın ki, okuyan karşı cinsiyet
-hııım, demek şöyle yapsam daha etkili olacakmış, burada yanlış yapmışız" diyerek ayağını denk alabilsin.


Sorular sizlere…
Böcek Kimi zaman arsız, kimi zaman sevimli, kimi zaman farklıdır sevgisi. Tufanından korkun, sıcaklığından faydalanın. Kimi zaman şairidir beyaz sayfanın, kimi zaman saklanan balığı. Var bu işte yayılan bir sevimlilik ama ne siz sorun ne o söylesin.

Kelebeğin Ömrü Yardım için uzandığı elleri kesmişler. Sevgi dolu yaklaşmış, yanlış anlamışlar. Şiddetini göstermiş, kızmışlar. İnatçı ve gizemli olduğu kadar, kendine güvenir de. Ah bir de yarı yolda bırakanlar olmasa.

Pino Çocuksu yolların hayal kahramanı. Sulu boya defterinin renkli dünyası. Büyümek, çocukça gülümsemekten kaçmak değildir.

Sel Şöyle bir sahne kurulsa da, perdenin ardından o çıksa. Ona buna saydırırken, kıvılcımlarından şimşekler çaktırsa. Makineli tüfeğin kurşunları değil karşıdan gelen, durmak bilmez kelimelerinin bedensel ayak izleri.

yesari Hayat eğlenceli değilse, solumanın ne anlamı var. Çakırkeyifli, blog sirkinde laf cambazı, Mart ayının mim güzeli.

EVA Edebi yanardağın çatlak krateri. Kelimeleri patladığında, sözlerini yakalayanları ateşiyle kavuran. Vahşi gezgin, kitapsal oluşum.

nєнιяѕєℓ Bizlere şiirsel dokunuşlarla hayat veren, şairane kelimelerin blog güzeli. Anlamak için noktalarına takılmayın. Anlamak istiyorsanız, zihninizi temizleyin ve şarkısını dinleyin.

beyaz mendil Sahnelerin ören bayanı. Örneklerinden parça parça alın, hepsi ağır gelir. Paylaşımcıdır, şiddetle okur ama şiddetten uzaktır.

BodrumSibel Hayat kısa, olduğu gibi yaşa. Üstüne gelenler olsa da, neden saldırsın ki sevmek varken bu dünyada. Politik sesler dalgaları uyandırmak adına değil, bir nefes özgürlük için.

KaRaMeL Oldukça uysal yaklaşır, kırmamak için de kendi parçalanır. Bir hareketinizden alınsa belli etmez, ayrıca sevgisinden de ödün vermez.

...RiGoR MoRtiS... Sevdiklerinin taraftarı, sevmediklerinin savaşçısı, bir de yaşamasa aşk acısı

Siminya Ankara’nın yolları taştan, alır sizi küresel kardan. Karamasal yaralara merhem olmuş, doktorluğundan randevu alanların biraz beklemesi gerekiyormuş. Aman efendim, kelime hataları mı dediniz? O sizin hatanız.

DEMET İyi çalışırım, iyi çizerim, kelimelerde bağlantı mı dediniz? O da var bende. Ne de olsa deliyim ama güven uyandırırım sizde.

Öykü Şöminenin karşısına kedisiyle geçmiş ısınırken, sevimli gülümsemelerinden kendince pay vermekte. Yarın fırtına çıkmış, kasırgalar damları uçurmuş, moral sıfır olmuş. Gelmiş biraz konuşmuş da moral olmuş.

Üfürükten Prenses Eleştirel yaklaşırken alarm ziline basmamaya özen gösterir. Bir eliyle tokatı basarken, bir eliyle okşar ki, ne olduğunuzu anlayamazsınız. Sempatik, girişken, biraz da cesur mu ne?

Franche Bakma sen edebi dokunuşların birinci sayfasında olduğuna, fikirleri ansiklopediktir gelir sırasında. Kimi zaman lirik dokunurken, kimi zaman tablosudur renkli kalemleri dünyanın.

Pia Dünyada çok şey istiyor görünse de aslında mutluluktan başka bir şey istemiyor. Kendi evi olsa, saçmalıkları okuyacağına işine baksa fena mı olurdu? Bu nedenledir gülümsemek isterken agresifleşmesi.

Blogdaşlarım, daha listeme o kadar çok kişiyi yazmak istiyorum ki, ama enerji pilimin şarj uyarısıyla karşı karşıya kalmış durumdayım. Bu gecelik kapalı odamın sanal penceresinden aşkın kuşlarını serbest bıraktım. Penceresinde görenler soğukta bırakmasın. Aşklar ne kadar platonik olsa da, hep iki kişilik yaşanır.

Emre Türker
picture: deviantart