
İki kişi karşılıklı konuşuyor. Diyalog oldukça hararetli geçiyor. Kanıtlar ortaya atılıyor, deneysel sonuçlar anlatılıyor, ses tonları bir alçalıp bir yükseliyor. Fakat sonuçta bir yere varılamıyor. Tartışmaların negatif bitişindeki etken nedir?
Karşılıklı konuşmalarda tartışmanın tansiyonu yükselince, en sıkı dostluklar bile parçalanabilir. Bunun en temel nedeni, dinlememektir. Dinlemeyi bilmezseniz, ne söylendiğini anlayamazsınız. Konuşmaların arasına girerek, belki son sözlerdeki bağlantıları kaçıracak, yanlış anlayacak ve yanlış anlatacaksınız. Karşı tarafın sözünü tamamlamasını bekleyin. Öyle tartışmalar gördüm ki, bir tarafın sessizliği, diğer tarafın defalarca kendini kanıtlama çabasından üstün gelmiştir. Kelime kalabalığı, doğru cümleleri yanlış ifadelere sürükleyebilir.
Müşteri hizmetlerinde bir dönem, temsilcilere ayna verilirdi. Bu ayna sayesinde konuşan temsilciler yüz mimiklerine bakar, gülümser ve sözlerine devam ederlerdi. Fakat bu sektörde daha çok kadınlara yer verildiğinden, hiç beklenmeyen bir şey ortaya çıktı. Makyaj. Kadınların makyaj ve görüntü merakı, ayna fikrini belli miktarda çürütmüştür. Fakat yine de siz bir ayna alın ve karşısında konuşmaya başlayın. Kaşlarınızı çattığınız zaman neşeli konuşmalar yapabiliyor musunuz? Ya da gülümserken (sırıtırken değil) sert çıkışlarla cevap verebiliyor musunuz? İnsan mimikleri, konuşmaya yardımcı etkenlerdir. Yani yüz kasları sesinize yansır. İfadeniz çatık kaşlıysa, mutlu cümleler kuramazsınız.
Çok bilgili olmak sizi kurtarmaz. Elbette ki bilgi gereklidir ama konuşma ve anlatım şekli daha önemlidir.
Eğer sohbetlerin ev sahibiyseniz, ikramda bulunun. Sunacağınız bir su bile olsa, karşı taraftaki ifadeyi yumuşatabilirsiniz.
Ses tonu; ne bağırma düzeyindeki kadar yüksek, ne de fiskos havasındaki gibi alçak olmamalıdır. Bazı kelimelerde, önemli vurguların altını çizmek için ses tonu hafif baskılı şekilde anlatılabilir. Bu düzgün grafiksel ses, karşı tarafın algısında ahenk oluşturur ve dinleyici, sözlere daha iyi odaklanır. Cem Yılmaz’ın en iyi başardığı noktalardan biri de budur.
Göz teması çok önemlidir. Bu genelde yanlış anlaşılır. Bazıları göz teması yapacağım diye karşı tarafın sinirini bozar. Sürekli birine gözlerinizi dikerseniz, onu rahatsız edersiniz. Fakat konuşurken de hiç bakmazsanız, bu sefer de karşı tarafı hiçe saydığınız düşünülür.
Her şeyden önemlisi hissetmek gerekir. Hissetmenin çeşitli metotları vardır. Mesela bir gece vakti cam kenarına yaklaşıp, sessiz sokaktan yükselen belirgin seslere odaklanabilirsiniz. Bir adam sokakta yürüyordur. Ses tonundan, anlatımından veya ayak sesinden, o kişiyi aklınızda tanımlayabilirsiniz. Uzun boylu, şişman, kilolu, agrasif veya heyecanlı… Çözmek o kadar da zor değil!
Tartışmaların genelde kazanan tarafı çok azdır. Zaten tartışmalar, doğruya ulaşmak için bir yoldur. Karşılıklı hatalar ve düşünceler ortaya konarak, en uygun doğrulara ulaşılmaya çalışılır. Bu nedenle “lafı yerleştirdim, bir daha kalkamaz” gibi sözler, egonuzu tatminden başka bir şeye yaramaz.
Taraflı olup, tarafsız görünmek çok zordur. Rol yeteneğinizi geliştirin. Öyle ki, karşı taraf sizi çözemeden, siz onu analiz edin. Bu “samimiyetsiz olun” anlamına gelmiyor. Karşı tarafı iyi analiz etmek, size her zaman avantaj sağlar. Karşı taraftaki bir fanatikse, maç üzerinden örneklerle varmak istediğiniz noktaya daha kolay gelebilirsiniz. Çünkü fanatik biri, spor cümleleri karşısında dikkatini daha fazla yoğunlaştıracaktır.
Sona geldiğimizde ise, her zamanki sihirli kelimeyle cümlelerimizi noktalıyoruz.
Pozitif +
İtiraz ederek, “hayır, olmaz, anlamıyorsun, anlatamıyorsun” gibi negatif yaklaşımlar, karşı tarafın size karşı odaklanmasını engeller. Bu durumda dinleyici, sözlerinize karşı kapanır ve sizi duyamaz.
Sohbetlerinizin tatlısı bol olsun.
Emre Türker
Picture:
deviantart