11 Mayıs 2010

Çatallı Yolların Kararlı İzcileri

Yolun öyle bir noktasına gelmişsiniz ki, çatallanan ayrımın ortasında kaderinizi düşlüyorsunuz. Hemen herkesin başına gelen bir şeydir bu. Beklentiler bir tarafta, yapılması gerekenler diğer tarafta. Sonuçta bu iki yolun sonunda bir hedef var. Fakat ne tarafa gitseniz, diğer tarafta hep eksik bir şeyler kalıyor…

Açılış cümlesi biraz karmaşık gelmiş olabilir? Şöyle düşünün: Hafta sonu, çok önemli bir sınava gireceksiniz. Fakat hafta içi geçerli olmak üzere size öyle güzel bir teklif sunuluyor ki, belki hayatınız değişecek. Teklif edilen şey, hayatınızı devam ettirmek üzere staj niteliğinde bir iş. Oysa hafta sonu gireceğiniz sınav, eğitiminizin bir parçası. Sınavı geçebilmek için günde en az 8–10 saat ders çalışmanız gerekiyor. Fakat teklif edilen işe girerseniz, bu kadar saat ders çalışma fırsatı bulamayacağınızdan, sınavdan iyi not alma şansınız da düşecek.

Böyle bir anda ne yapardınız?

Açıkçası sorunun yanıtı vermek çok kolay değil. Bazı kararları yardım alarak da çözemezsiniz. Çünkü kendinizi en iyi tanıyan yine sizsiniz. Kimileri için sınav her şeyden daha öncelikliyken, kimilerine göre sınav ertelenebilir. Kimileri için her ikisini de başarmak mümkün. Böylesine çatallı yollar, kaderinizi bile değiştirebilir. Hayatını planlı devam ettirenler, muhtemelen en az hasarla durumu atlatabilecektir. Öyle ki, durumun stresi altında ezilip ne yapacağına karar veremeyenler, her iki yolun karmaşasından bunalarak geri dönebilir. Geriye dönenler, yola tekrar çıkmak için muhtemelen rehber ararken, yolun sonundaki hedefe kilitlenenler, ateşi tutan liderler olacaktır.

Bulmacanın zorluğu, çözüme bakış açınıza bağlıdır. Yeter ki siz ne yapmak istediğinize karar verin.

Emre Türker

Picture: flickr

10 Mayıs 2010

Leap Year (2010)

Türkçe Adı: Aşka Yolculuk
Tür: Komedi / Romantik
Yönetmen: Anand Tucker
Süre: 100 dakika
Oyuncular: Amy Adams, Matthew Goode, Adam Scott, John Lithgow, Noel O'Donovan, Tony Rohr, Pat Laffan, Alan Devlin, Ian McElhinney, Dominique McElligott, Mark O'Regan, Maggie McCarthy, Peter O'Meara, Macdara Ó Fatharta, Kaitlin Olson
Satılık daireleri emlakçılar adına başarıyla dekore eden dekoratör Anna Brady (Amy Adams), 4 yıldır birlikte olduğu sevgilisi Jeremy’nin (Adam Scott) akşam yemeğinde kendisine evlilik teklif etmesini beklemektedir. Fakat tahmininde yanılır. Hediye olarak kendisine takdim edilen mücevher, yüzük değil küpedir.

Anna, akşam yemeği öncesi babası Jack’le (John Lithgow) buluşmuştur. Jack ona büyükannesinin İrlanda’da büyükbabasına nasıl evlilik teklif ettiğini anlatmıştır. İrlanda’da kadınlar, artık yıl olarak bilinen ve her dört yılda bir, Şubat’ın 29’a denk gelen zamanda, erkeklerine evlilik teklifinde bulunabilmektedir. Jeremy’nin iş toplantısı için İrlanda’nın Dublin şehrine gitmesi üzerine Anna, babasının hikâyesini kendi lehine çevirmeye karar verir. Sevgilisinin peşinden sürpriz için İrlanda uçağına biner ama olumsuz hava şartları nedeniyle başka bir havaalanına iniş yapmak zorunda kalırlar. Fakat Anna’nın kararı kesindir ve ne olursa olsun, Dublin’e ulaşmaya kararlıdır. Bir tekne kiralar ama fırtına nedeniyle tekne, Dingle adı verilen bir kıyı kasabasına kadar gidebilir. Orada derme çatma bir bar oteline ulaşan Anna, paraya acil ihtiyacı olan otel sahibi Declan’a (Matthew Goode) kendisini Dublin’e götürmesi için cazip bir para teklifinde bulunur. Böyle başlayacak yolculukları biraz çılgınca devam edecek ve ilişkiler karşılıklı sorgulanacaktır.

Konuya geniş açıdan bakılacak olursa, mantık açısından doğrulanabilir şeyler bulmanız pek mümkün değil. Fakat işin komedisi ve romantizmi düşünüldüğünde, sonuna kadar eğlenebilirsiniz. Ayrıca ikilinin yolcuğu sırasında kameralara yansıyan manzaralar, seyirciyi İrlanda’ya karşı büyüleyebilir. Tatlı, uçuk-kaçık ama sevimli bir film. İzlemeye değer.

Emre Türker

Picture: impawards

08 Mayıs 2010

Valentine's Day (2010)

Türkçe Adı: Sevgililer Günü
Tür: Komedi / Romantik
Yönetmen: Garry Marshall
Süre: 125 dakika
Oyuncular: Jessica Alba, Kathy Bates, Jessica Biel, Bradley Cooper, Eric Dane, Patrick Dempsey, Hector Elizondo, Jamie Foxx, Jennifer Garner, Topher Grace, Anne Hathaway, Carter Jenkins, Ashton Kutcher, Queen Latifah, Taylor Lautner, George Lopez, Shirley MacLaine, Emma Roberts, Julia Roberts, Bryce Robinson, Taylor Swift, Matthew Walker, Larry Miller, Beth Kennedy, Katherine LaNasa, Kristen Schaal, Erin Matthews, Christine Lakin
Çiçekçilikle uğraşan Reed (Ashton Kutcher), sevgililer günü sabahı kız arkadaşı Morley’e (Jessica Alba) evlenme teklif eder. İstediği “evet” cevabını alması, tüm günün mükemmel geçmesi için yeterli görünmektedir. O gün birçok yerde en küçüğünden en büyüğüne birçok kişi, sevgililer gününün mükemmelliği için çaba harcayacaktır. Julia(Jennifer Garner) ve Liz (Anne Hathaway) de onlardan biridir. Kimisi uzun süren ayrılıkları telefi etmek, kimisi de gizli kalmış ayrıntıları ortaya çıkarma peşindedir. Sonuçta her şeyin hedef noktası, aşktır. Fakat her aşk, kendine göre özeldir. İşte tüm izlenecekler, farklılıkların aşkı nasıl hissettiğiyle ilgili olacaktır.

İkili ilişkiler üzerine kurulu, geniş kadrosuyla dikkat çeken bir yapım. Romantik komedi tarzı yapımlarda oyuncu kadrosunun geniş tutularak farklı yapıları bir arada izleyiciye sunmak, sinemada daha önce başarı getirmişti. Bu tarz yapımları, yakın dönem içinde yeterince görüyoruz. Farklılık anlamında çok şey ifade etmese de, romantizm tarafından bakılacak olursa, izlemeye değer. Film, sevgililer gününde tüm dünyada aynı anda gösterime girmişti.

Emre Türker

Picture: impawards

07 Mayıs 2010

The Road (2009)

Tür: Macera / Dram / Gerilim
Yönetmen: John Hillcoat
Süre: 111 dakika
Oyuncular: Viggo Mortensen, Kodi Smit-McPhee, Charlize Theron, Robert Duvall, Guy Pearce, Molly Parker, Michael K. Williams, Garret Dillahunt, Bob Jennings, Agnes Herrmann, Buddy Sosthand, Kirk Brown, Jack Erdie, David August Lindauer
Gece vakti dünyayı saran büyük bir deprem, kıyametin habercisi olarak ortaya çıkmıştır. Neredeyse hiçbir canlı nesil bırakmayan bu sarsıntıların ardı arkası kesilmez. Dünyanın sıcaklığı azalır ve dünya gittikçe ölmeye başlar. Güneş uzun süre kendini göstermez. Doğal döngü gerçekleşmeyince, insanlar yiyecek bir şey de bulamaz. Böylece yamyamlığın ilk tohumlarını çevreye serpilmiş olur…

Tüm bu sarsıntıların arasında bir baba (Viggo Mortensen), oğlu (Kodi Smit-McPhee) için ayakta kalmaya çalışır. Üstelik çok sevdiği eşi de (Charlize Theron) yanında yoktur. Şiddet, ölüm ve yamyamlık, sıradan bir olay haline gelir. Kimsenin kimseye güveni kalmaz. Bu nedenle baba, oğluna mücadeleyi aşılamaya çalışır. Fakat dünyayla beraber onlar da ölüme yaklaşacaktır. Belki iyi birileri ya da tükenmeyen bir yaşam alanı kalmıştır düşüncesiyle, güneye doğru sürekli bir göçle, daha iyi bir yaşam koşulu bulmak üzere hareket ederler ki, yolculuğun sonu meçhuldür.

İşte kıyamet senaryolarından biri daha… Konu itibariyle renkli olan bu film, fazlaca durağan ilerlemesi nedeniyle biraz tatsız gibi görünebilir. Buruk, acı dolu ve içinde kimsenin yaşamak istenmeyeceği bir hikâye…

Emre Türker

Picture: impawards

Palyaçolar ve Çocuklar

Palyaço, geçmişi M.Ö.’ye dayanan bir oyuncu türü. İçindeki kişi; ister masumane, ister hüzünlü olsun, o yine beklentilere cevaben komik olmalı… Hangi palyaçoya hüzün yakışır ki? Bir de şöyle bir durum var. Palyaçoluk kime daha çok yakışır?

Uçurtma şenliklerinden birine konuk oldum. Çocuklar öyle şen şakrak, öyle bir beklenti içindelerdi ki, yaşamak ve görmek lazım. Ufaklıklardan bazıları uçurtmalarının gökyüzüne yükselmesi için koşmakta, bazıları palyaço gibi boyanmak istemekte. Hep bir heyecan, hep bir coşku. Dert tasa bir yana, saf ve temiz bir coşkuyla, hepsi bir arada…

Emre Türker

The White Ribbon (2009)

Türkçe Adı: Beyaz Bant
Orijinal Adı: Das weisse Band - Eine deutsche Kindergeschichte
Tür: Polisiye / Dram / Gizem
Yönetmen: Michael Haneke
Süre: 144 dakika
Oyuncular: Christian Friedel, Ernst Jacobi, Leonie Benesch, Ulrich Tukur, Ursina Lardi, Fion Mutert, Michael Kranz, Burghart Klaußner, Steffi Kühnert, Maria-Victoria Dragus, Leonard Proxauf, Levin Henning, Johanna Buse, Thibault Sérié, Josef Bierbichler
19. yüzyıl’da, 1. Dünya Savaşı hazırlığındaki Almanya’nın bir köyünde geçen hikâye, o dönemde 31 yaşındaki köyün öğretmeni (Christian Friedel) tarafından anlatılıyor. Yaşananlar, yaşanmışlar ve yaşanacaklar için tam bir cevap niteliği taşımayan görüntü ve anlatımlar, filmin genel durumunu yoruma açık hale getiriyor…

Filmin hemen başında, atıyla evine gitmekte olan köyün doktoru, iki ağaç arasına gerilmiş ince bir tele takılarak düşer ve ciddi şekilde yaralanır. Bu kazanın ya da suikastın hemen ardından bir başka kaza daha meydana gelir. Bu durum, masumane görünen çevre halkını saflığını, ilerleyen sahnelerden elde edilmiş ipuçlarıyla sorgular. Acaba tüm bu olaylar planlı mı yürümekte, yoksa her şey bir tesadüf mü?

Geçmişe atfen siyah beyaz görüntülerle hazırlanan film, tamamen modern sanat ve yapımlardan hoşlananlara hitaben hazırlanmış. Çünkü izleyici, görüntüler arasında bir aksiyon, romantizm, dramatik veya mutlu bir son bulamayacak. “The White Ribbon”, 19. yüzyıldaki köylünün sefil durumu gözler önüne sererken, tehlikeli bir iç şiddette de dikkat çekiyor. Din adamları ve elit tabakayla çiftçiler arasındaki çizgiyi çok net olarak gösteren yapım, tam bir ustalıkla çekilmiş. Çünkü hangi sahneye baksanız, o kareyi rahatlıkla bir tabloya dönüştürebilirsiniz. Işığın yansıması, gölgelendirme ve bakış açısı incelendiğinde, çekimlerin ne derece mükemmel olduğu fark edilebilir.

Emre Türker

Picture: impawards

04 Mayıs 2010

Zeytin Ve İncir


Bayındır yolculuğumun sonuna gelirken, arkadaşım ilginç bir ağaca dikkatimi çekti. Birkaç haftadır önünden geçtiğim bu ağacı, ne ilginçtir ki hiç görmemiştim. Açıkçası, bunun daha belirgin olarak görünür hale getirilmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Çünkü böylesine ilginç bir ağaç, gerçekten gelip görmeye değer…

Emre Türker


Ağacın hemen yanındaki yazıtta şunlar yazılı:

“Tin” dağ adı ya da incir demektir.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
“İncir ve Zeytine andolsun;
Sina Dağı’na,
Ve şu emin beldeye…”
(Tin Suresi 1-2-3 ayetler)

ZEYTİN VE İNCİR

Tin denen dağ İsa (a.s)’nın;
Zeytun, Şam İsrailoğlullarına gelen
Peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer;
Tur, Musa (a.s)nın peygamber gönderildiği yer;
Beled-i Emin de Muhammed (s.a.v)in
Peygamber olarak gönderildiği yerdir.
Şu halde yeminden maksat, peygamberlere
Hürmet ve derecelerini göstermek olur.

Semavi dinlerde de kutsal sayılan
bu iki ağacın iç içe birlikte yaşaması
bu iki ağaca da sahip olan beldenin de
emin ve kutsallığını öne çıkarmaktadır.