01 Eylül 2009

Shanghai Kiss (2007)

Tür: Komedi / Dram / Romantik
Yönetmen: Kern Konwiser, David Ren
Süre: 106 dakika
Oyuncular: Ken Leung, Hayden Panettiere, Kelly Hu, Joel Moore, James Hong, Kathleen Lancaster, Lorna Scott, Spencer Redford, Steve Connell, Brian Gardner, Timothy Bottoms, Summer Altice, Oliver Yan, Byron Mann, Chen Li
New York’ta yaşayan Çinli Liam Liu’nun (Ken Leung) hayali, film yıldızı olmaktır. Her yıl düzenlenen seçmelerde şansını denemekte, fakat başarılı olamamaktadır. Herhangi bir geliri olmayan Liam, yıllardır görüşmediği ve telefonlarına yanıt vermediği babasının gönderdiği parayla geçinmektedir.

Bir gün otobüste, kendisinden 12 yaş küçük lise öğrencisi Adelaide Bourbon’la (Hayden Panettiere) tanışır. Zamanla aralarındaki diyalogun artmasına rağmen Liam, yaş farkı nedeniyle ondan uzak durmaya çalışır.

Babasının telesekretere bıraktığı mesajlardan, büyükannesinin kendisine miras bir ev bıraktığı haberini alır. Evi görmek ve satmak için, Çinli olmasına rağmen dilini ve kültürünü bilmediği Shanghai’ye gider. Bu uzaklaşma, kendisiyle hesaplamak için en büyük fırsat olacaktır.

Shanghai Kiss, Lost dizisinin esrarengiz karakteri Miles (Ken Leung) ile Heroes dizisinin ölümsüz güzeli Claire’i (Hayden Panettiere) bir araya getiriyor. Sıcak, içten ve uyumlu bu yapım, seyir sırasında keyif veriyor.

Emre Türker

Picture: motechposters

30 Ağustos 2009

Önyargının Kantarı Bozuk

Önsezi genellemesiyle katı kuralların belirlenmesi, beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Dünya, “''Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol'' sözüne uyarak hareket etmiyor. Kimileri değişmeye çalışırken, kimileri de karakterini gizlediğinden anlaşılamıyor.

Önyargı; sözlük anlamıyla bir şeyi bilmeden varılmış kanı; önceden verilmiş yargı anlamına gelir. Kişileri dış görünüşüyle tanımlama ve dışlama, güncel yaşamda büyük puanlar kaybettirebilir. Bir hikâye hatırlıyorum. Şirketin birinde takıntılı patron, çalışanlarına katı kurallar uyguluyor. Odasına giderken, asansörde kahverengi takım giyen biriyle karşılaşıyor. Bu rengi görmeye bile tahammül edemeyen patron, “bu ne biçim takım, git muhasebeye hesabını kestir ve bir daha gelme” diye bağırıyor. Adam gayet rahat, “şu an sizinle toplantımız vardı, yatırım ortaklığı düşünüyorduk ama ne olduğunuz ortadaymış” diyerek oradan ayrılıyor. Asansördeki adam çalışan değil, şirketin en büyük müşterisiymiş.

Önyargılı biri, yeni tanıştığı her kişinin karakter yapısını görebildiğini düşünür. Onun için hissettikleri nettir ve değişmesi zordur. Hatta böyle kişiler, yapılan hatalar dolayısıyla karşısındakine söz hakkı tanımadan ve olayı yargılamadan infaz kararı verir. Tanınmış bir hikâye kısaca şöyledir. Yaralı bir gelinciği bulup onu iyileştirdikten sonra evinde besleyen dul annenin, kısa süreliğine dışarı çıkması gerekir. Eve geri döndüğünde, ağzı kanlı gelinciği görür ve çılgına dönerek hayvanı oracıkta parçalar. Koşarak bebek odasına gittiğinde, yatağın önünde parçalanmış bir yılan görür. Gelincik sadece bebeği korumuştur.

Bazen önsezilerle hareket etmek doğru olabilir ama önyargı için aynı şeyleri söylemek zordur. Önyargının kantarı bozuktur. Çokbilmişlik kimseye yarar sağlamaz. Önyargılarla karara bağlanan birçok nokta, olumsuz etkilerle geri dönüş yapacaktır.

Öyle kişiler vardır ki, aradan yıllar geçse bile ne olduklarını anlayamazsın. Nefret ederken sevgiyi, çok severken nefreti görebilirsin. Ne çok güvenmek doğrudur, ne de güvensiz yaşamak. Bu tarz sorunlarla karşılaşmamak için, insanın önce kendini tartması gerekir. Eğer terazideki dengeyi sağlamışsan, başkasının hatalı yönlendirmeleri seni yolundan çeviremeyecektir.

Rahibe Teresa’nın güzel bir sözüdür: “İnsanları yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz.” Sevgi, verdikçe artan en büyük hazinelerden biridir. Önce sevmeyi öğrenelim, yargı ikinci planda kalsın.

Emre Türker

Picture: deviantart

Obsessed (2009)

Tür: Polisiye / Dram / Gerilim
Yönetmen: Steve Shill
Süre: 108 dakika
Oyuncular: Idris Elba, Beyoncé Knowles, Ali Larter, Jerry O'Connell, Bonnie Perlman, Christine Lahti, Nathan Myers, Nicolas Myers, Matthew Humphreys, Scout Taylor-Compton, Richard Ruccolo, Bryan Ross, Nelson Mashita, Bruce McGill, Ron Roggé
Derek (Idris Elba) ve Sharon Charles (Beyoncé Knowles) yeni ev satın almış, oğulları Kyle ile birlikte mutlu yaşamaktadırlar.

Derek’in başarılı bir yönetici olduğu şirkete Lisa Sheridan (Ali Larter) adında geçici personel alınır. Lisa, güzel, seksi ve çalışkandır. Aralarındaki kısa laf atışmalarıyla başlayan sohbetin rengi koyulaşınca, yakınlık tehlikeli olmaya başlar. Zararsız flört, saplantıya dönüşecektir.

İlk bakışta aldatmayla ilgili sıradan yapımlara benzeyen Obsessed, gittikçe hareketleniyor ve gerilim yükseliyor. Olaylar biraz abartılı, fakat yine de keyifle izlenebilir.

Emre Türker

Picture: impawards

28 Ağustos 2009

Mutluluk Kitabı

Mutluluk Bir Seçimdir
Yazar: Nil Gün
Kuraldışı Yayıncılık

Mutluluk Kitabı; kıssadan hisse, anı ve yaşanmış hikayelerle, kişiyi negatif davranışlardan uzaklaştırmaya çalışan kişisel gelişim kitaplarındandır. Yazar, öncelikle kendinden bahsediyor. Çocuklarıyla mutlu yaşarken, eşinin ölümü üzerine düzeni altüst olmuş, fakat ayakta kalmak için kendini ideallerine adamıştır.

Kısa bölümlere ayırdığı anlatımlarında, pozitif düşünce ve olumlu yaşamdan yola çıkarak, çeşitli tavsiyelerde bulunuyor. Kişisel gelişimle yeni tanışanlara, rahatlamak veya zihin boşaltmak isteyenlere faydalı olabilir.

Nil Gün, Ankara Üni. Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu mezunudur. Kaliforniya’da kişisel gelişim üzerine çeşitli eğitimler almış, gönüllü hizmetlerde bulunmuştur. Televizyon kanallarında programları, dergi ve gazetelerde yazıları yayınlanmıştır. Birçok kitap, ses ve görüntü yayınları vardır.

Emre Türker

27 Ağustos 2009

Her şeye Rağmen Gülümse

Mutlu oldukça güler, güldükçe mutlu olursun. Bu, müthiş bir ikilemdir. İnsana en çok yakışan şey gülmektir. Çünkü güldükçe, pozitif enerji yayarsın.

Bakış açın hayatı iyi tarafından seçebiliyorsa, sorunlar kendiliğinden çözülmeye başlar. Çünkü her zaman göze batan o kara lekeler artık seni rahatsız etmeyecek, böylece zamanla görünmez olacaklardır.

Hayatı nasıl uzatırsın bilinmez ama güzel vakit geçirmek istiyorsan, gülümseyeceksin.

Unutma, herkesin derdi diğerlerinden büyüktür. Bu nedenle ahlar ve vahlarla bir yere varılmaz. Kendini toparlayıp ayakta durmanın yolunu arayacaksın. Kişiye en iyi yardımcı, yine kendisidir. Sen ayakta kalmak için azimli değilsen, kimse seni dinç tutamaz.

Norman Cousins, “Bir Hastalığın Anatomisi” (Anatomy of an Illness) adlı kitabında kendinden bahseder. Doktorların yaşama şansı tanımadığı Norman, kanser hastasıdır. Fakat ölmeye hazır olmadığını düşünen Norman, hayatındaki tüm olumsuzlukları bir kenara bırakır ve sadece mutlu şeylerle yola devam eder. Komedi filmleri izler, eğlenmeye gider, güler ve oynar. Kitapta anlatılanlar, ölümcül hastalığa yakalanan birinin kurtuluş hikâyesidir. Çünkü Norman, yaşamaya devam etmiştir, üstelik sadece mutlu olarak ve gülümseyerek...

Mutlu yaşayarak hastalıklardan kurtulmak, bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Prof. Donald Norfolk, “İş Hayatında Stres” adlı kitabında bir hikâyeden bahseder. Babasından kalan mirasla zengin olan William, servetini dörde katlamak için girişimlerde bulunur. Fakat ekonomik kriz nedeniyle iflas eder. Oturup ağlamak yerine, işçilik yaparak yeniden para kazanmaya çalışır. O sırada eşi kanser hastalığına yakalanır. Tüm birikimleri eşinin ameliyatlarına gider ama yine de eşini kaybeder. Kısa süre içinde gırtlak kanseri hastalığına yakalanır, fakat tedavi sonrası kurtulmayı başarır. Tüm bunlara rağmen, neşesi ve iyimserliğini kaybetmez. Doktoru Dr. John A. Schindler onun için şöyle der: “Hala gülümseyerek, her şeye ilgi göstererek ve herkeste bir şeye ilgi uyandırarak kasabada dolaşıyor.”

Bilinen eski bir dua vardır:
“Tanrım, değiştirilmesi gereken şeyleri değiştirebilmek için bana güç ver;
değiştiremeyeceğim şeyleri kabul edebilmek için cesaret
ve ikisi arasındaki farkı görebilmek için akıl ver.”

Vaktin kıymetini bilmeden, hafta sonralarını veya tatil günlerini iple çekiyoruz. Fakat bu sırada yaşam mücadelesiyle geçen çalışma saatlerinde mutsuz oluyoruz. Oysa hayatın mola zamanları çok kısadır. İçten gülümseyebildiğin anları güncel yaşamın geneline yayabilirsen, işte o zaman en mutlu sen olursun.

Emre Türker

Picture: deviantart

26 Ağustos 2009

Daha Fazlasını İstemek

“Bir arabam olsun, başka bir şey istemem.” Genelde liseli çağlardaki erkeklerin ağzından sıkça duyulan bir cümledir. Arabayı aldınız veya aldırdınız. İstekleriniz bitti mi? Belki içinde iyi bir ses sistemi olsa, süper olurdu. Yeterli mi? Ya sürekli almanız gereken benzin! O ne olacak?

Yetinmeyi bilmeyen bir canlıyız. Zevkler ve renkler, bizi bir şekilde buna zorluyor. Böylesi hem iyi, hem kötü…

Kötü tarafı, doyumsuzluk mutsuz eder. Elde etme hırsı büyüdükçe, daha hırslanırsın. İlgilendiğin bir şeyin başkasında olması kabul edilemez. Sabırsızlık artar ve huzursuzluk içini soyut bir kemirgenle yer bitirir.

Yetinmeyi bilmeyenin iyi tarafı, mükemmele duyulan tutkudur. Özellikle bu, hayal gücünde oldukça iyi bir taraftır. Besteciysen, sözleri müzikle uyumlu hale getirmeye çalışırsın. Bir süre sonra daha iyisini duymak, hatta önemli yıldızların ağzından şarkılarını dinlemek istersin. Eğer yazı yazıyorsan, ortaya çıkardıkların önce seni, sonra çevrendekileri tatmin etmelidir. Sonra yazdıkların bir kitapta toplanmalı, hatta çeşitli dillere çevrilerek dünya tarafından tanınmalıdır. Bunun için yerinde duramaz, hep daha iyisini elde edebilmek için var gücünde çalışırsın.

Başarı da öyledir. Yükselmek isteyen birinin hedeflerinde zirve diye bir şey yoktur. Çünkü her varış noktası, yeni bir başlangıca açılan kapıdır. Ulaşılan noktanın son olduğunu kabul etmek, idealleri bitirmek anlamına gelir.

Özetle;
— Doyum noktasıyla açgözlülük, birbirine karıştırılmamalıdır.
— Her doyum noktası, yeni bir açlık başlangıcıdır.
— Hırs, düşük dozlarda alınırsa, koşulların daha iyiye dönüşmesi mümkün olabilir. Sonuçta başarmak için kıvılcıma ihtiyaç vardır.

İşin pozitif yönü, elde ettiklerimiz veya eldekilerle mutlu olmayı bilmektir. Yoksa daha iyisine ulaşmak yolunda, tebessüm ve sevgi unutulacaktır.

Emre Türker

Picture: deviantart

Bu yazı JOYDERGi için hazırlanmıştır.

25 Ağustos 2009

Adventureland (2009)

Tür: Komedi / Dram / Romantik
Yönetmen: Greg Mottola
Süre: 107 dakika
Oyuncular: Jesse Eisenberg, Kristen Stewart, Ryan Reynolds, Kelsey Ford, Michael Zegen, Margarita Levieva, Ryan McFarland, Jack Gilpin, Wendie Malick, Matt Bush, Todd Cioppa, Stephen Mast, Kristen Wiig, Bill Hader, Martin Star, Adam KroloffYıl 1987. Okuldan mezun olan James Brennan (Jesse Eisenberg), hediye olarak ailesinden Avrupa tatili bekler. Fakat babasının işleri bozulduğundan, hayalindeki tatil gerçekleşmeyecektir. Sorun yalnız bununla da sınırlı kalmaz. Ayrıca üniversite için gerekli parayı ailesi karşılayamayacak, dolayısıyla yazın para kazanarak okula hazırlık yapması gerekecektir.

James, eğlence merkezi Adventureland’a oyun görevlisi olarak iş bulur. İşler çok sıkıcı, fakat arkadaşlıklar çok sıcaktır. Mesai arkadaşlarından biri, Em Lewin (Kristen Stewart) adında bir kızdır. Em’le arkadaş olmak James için rüya gibi görünse de, bu rüya gittikçe gerçeğe dönüşür. Fakat teknisyen Mike Connell’in (Ryan Reynolds) ortaya çıkışı, ortalığı biraz karıştıracaktır.

Mizah ve romantizm ustaca harmanlanırken, ortaya seyri güzel bir yapım çıkmış. İçinizi ısıtacak kadar sıcak ve gülümseten bu gençlik filmi, romantik komedi severlerin beğeneceği tarzdan.

Emre Türker

Picture: impawards