28 Temmuz 2009

Yönetenler, Yönlendirenler ve Destekçiler

Hipodromdaki atlar, çevresindeki eylemlerden etkilenmemek üzere takılmış özel gözlükleriyle, barutun ateş alma anındaki sese kulak kesilmişlerdir. Patlama sesine koşullanan atlar, gürültünün kulaklardaki yankısıyla beraber harekete geçerler. Bireysel hareketleri yoktur. Her biri, sırtındaki yükü varış çizgisine kadar taşımak zorundadır.

Kıyasıya koşan atlar birbirleriyle mücadele ederken, çevreden gelen seslerin anlamından yoksun, sırtındaki hareketli yükün yaramaz mızmızlarından kurtulmak için sona doğru hareketlenir. Ayağı kayıp düşenler, tarihten silinecektir. Bu nedenle çizgisini korumalı, seslere kulağını tıkamalı ve mümkün olduğu mertebede daha çok rakibini ekarte etmelidir.

At sahipleri, sadece sonuca odaklanmıştır. At, jokey, seyirci ve ortam, kusursuz olmalıdır. Hata yapanlara karşı çok fazla ılımlı yaklaşmaz. Onun için olayların nasıl geliştiği değil, sonuçta gelecek paranın rengi önemlidir. Emir vermeyi, bağırmayı, bilmişlik taslamayı sever.

Jokey, başlangıç ile son arasındaki eylemlerde başrol oynar. Çevreden gelen seslere karşı duyarlıdır. Hem altındaki atın hareketine, hem seyircinin sesine, hem de patronunun düşüncelerine değer verir. Sonuçtaki olası skordan direk olarak sorumlu olmasa da, dizginler elinde olduğu için yönlendirmeleri hayati önem taşır.

Ortam, her an değişkenlik gösterebilir. Zaman içinde hareketli bu ortam tahmin edilebilir ama net olarak belirlenemez. Bu nedenle herkes, ortama karşı hazırlıklı olmalıdır. Çünkü o, sonucu etkileyen gizli etkendir.

Seyirci, tüm koşulları inceler. Desteklediği atlara karşı ağırlık verse de, sürpriz etkenleri her zaman çekici bulur. Yenilgiye de doymaz, yenmeye de… Seyirci hastadır. Her gün mutlu olmak ister. Birçok kereler mutlu olsa bile, bir sonraki adımda mutsuzluk ihtimaline karşı gözlerini kapayıp, sonuna kadar derinlere dalacaktır.

Büyük şirketlerde patronlar, yönetim kadrosunu belirler. Yönetim, işleri en iyi şekilde yürütmeye çalışanlardır. Bu sırada yükü üzerine alan işçiler, sonuca varmak için gözlüklerini takıp var güçleriyle koşuşturmaya başlarlar. Şirketleri izleyen müşteriler, değişkendir. Onu sürekli memnun etmek isteseniz de öyle kalmayacak, eninde sonunda şikâyet edecektir. Gizli etken ortam ise, tüm hareketliliğin odak noktasındaki paranın rengini belirleyecektir.

Yarışlar ve yarışın faktörleri, hayatın gerçekleridir. Ne kadar ilgilenmez görünseniz de, çevrenizdeki bu kıyasıya rekabetten kaçamazsınız.

Bol şans…

Emre Türker

Picture: deviantart

27 Temmuz 2009

August Rush (2007)

Türkçe Adı: Kalbini Dinle
Tür: Dram / Müzikal / Romantik
Yönetmen: Kirsten Sheridan
Süre: 114 dakika
Oyuncular: Freddie Highmore, Keri Russell, Jonathan Rhys Meyers, Terrence Howard, Robin Williams, William Sadler, Marian Seldes, Mykelti Williamson, Leon Thomas III, Aaron Staton, Alex O'Loughlin, Jamia Simone Nash, Ronald Guttman, Bonnie McKee, Michael Drayer, Dominic Colon
11 yıldır New York’taki kimsesizler yurdunda kalan Evan Taylor (Freddie Highmore), bir gün ailesini bulacağına inanmaktadır. Bu nedenle hiçbir koruyucu aileye gitmeyi kabul etmez.

Bir gün müziğin sesini takip ettiğini söyleyerek oradan ayrıldığında, yolda tesadüfen bulunur. Görevli Richard Jeffries (Terrence Howard) onu tekrar yuvaya götürmek için geldiğinde, Evan’ı bulamaz. Çünkü o, yolda gitar çalıp şarkı söyleyen bir çocuğun peşine düşerek bölgeden uzaklaşmıştır.

Rock şarkıcısı Louis Connelly (Jonathan Rhys Meyers) ve klasik müzik orkestrasında isim yapmış Lyla Novacek (Keri Russell), farklı yerlerde verdikleri konserlerin ardından, o gecede tesadüfen tanışırlar. Birbirlerinden çok etkilenecek ve geceyi birlikte geçireceklerdir. Aynı gün tekrar görüşmeyi kararlaştırmalarına rağmen, Lyla’nin baba baskısı nedeniyle buluşma gerçekleşmez. Oysa Lyla, Louis’ten hamile kalmıştır.

August Rush, romantizmdeki etkisi kadar müziğiyle de izleyicisini büyülüyor. Sesler ve görüntü, birbiriyle kusursuzca pekiştirilmiş. Kadro yönünden doğru seçim yapıldığını açıkça söyleyebiliriz. Beklenti ve hayaller konusunda derin anlamlar çıkarabileceğiniz bu yapım, kesinlikle tavsiyedir.

Emre Türker

Picture: impawards

Fasulye (1999)

Tür: Komedi / Polisiye
Yönetmen: Bora Tekay
Süre: 105 dakika
Oyuncular: Selim Erdoğan, Elvin Beşikçioğlu, Bülent Kayabaş, Taner Barlas, Burak Sergen, Haluk Özenç, Haluk Bilginer
Konuşamayan genç köylü (Selim Erdoğan), yaşlıların vergi dairesi zarflarını şehre götürmesi için törenle uğurlanır. İçinde fasulye yemeği olan babasından yadigâr sefer tasıyla yola çıkan gence, belli aralıklarla ortaya çıkan Bilge Dede (Haluk Bilginer), çeşitli öğütlerle yardımcı olmaya çalışacaktır.

Şehre gidiş yolunda bir araç, genci almak için yanında durur. Aracı kullanan kiralık katil Engin Kartal (Burak Sergen), parasını almak üzere yarım kalan işlerini tamamlarken, genç de arabada bekler. Fakat kiralık katille beraber olduğu için başı belaya girecektir. Çünkü katili kiralayan işadamı Cahit Kantarcı (Bülent Kayabaş), yanlış anlaşılma nedeniyle onların peşine düşecektir.

Bölgeye yeni taşınan muhabir kız (Evlin Beşikçioğlu), babasının (Taner Barlas) evine dönerken onlarla karşılaşacak, böylece istemeden de olsa iç hesaplaşmaya dahil olacaktır.

Fasulye, uçuk-kaçık komedi filmlerinin bir örneğidir. Mantık aranmadan izlenebilir.

Emre Türker

26 Temmuz 2009

Hedefi 12’den Vurmak

Ulaşılmak istenen noktaya adım atarken, sahip olunması gereken araçlar ve amaçlar vardır. Bir hedef belirlenmişse, yolun yarısına gelmişsiniz demektir. Fakat diğeri yarısı, azim ve kararlılıkla tamamlanacaktır.

Bir okçu olduğunuzu düşünün. Uzakta sizi bekleyen bir renk çemberi var. Elinizdeki yay düzeneğinde oku geriyor, hedefi nişanlıyor ve o muazzam çubuğun renk çemberindeki orta noktayı vurmasını bekliyorsunuz. Sonuç?

Okçu örneğinde üç olasılığınız var. Birincisi ıska, ikincisi hedef tahtasında herhangi bir noktayı vurmak, üçüncüsü ise tam isabet… Hangisini arzu edersiniz? Eğer bir işi vakit geçirmek için yapıyorsanız, kasılmaya hiç gerek yok. Tüm stresinizi atın ve ulaşmak istediğiniz noktayı hiç düşünmeyin. Sonuçta vakit geçirirken rahatlamaya çalışıyorsunuz. Eğer o işi yaşamınızın bir parçası olarak görüyorsanız, vakit geçirmeyin, vakti değerlendirin. Şimdi ayrıntılara geçelim.

İlk defa ok ve yay düzeneğini elinize aldığınızda, hedefi 12’den vurabilir misiniz? Belki evet. Fakat eğer bunu başarmışsanız, şans o an sizden yanadır. Peki, hedefi ikinci kez 12’den vurabilir misiniz? Arttırıyorum, kaç kez üst üste 12’den vurabilirsiniz?

Sürekli 12’den vurmak, şansa bağlı değildir. Bunun için önce araçlara sahip olmak, sonra amaçlara doğru ilerlemek gerekir. Okçu, ortam koşullarını mutlaka dikkate alır. Yani sadece atış yapmak yeterli değildir. Gerek hava durumuna, gerekse çevredeki çeşitli seslere karşı, dikkatli ve bilinçli hareket eder.

Hedefe ulaşmak için araçlar, sadece ok ve yay değildir. Bu konuda isim yapmış kişilerin biyografileri, konu hakkında yazılmış yazıları ve profesyonel yayınları inceleyin, takip edin. İstediğiniz noktayı yakalamış ve konusunda isim yapmış uzman kişiler, tesadüf eseri tarih yazmazlar. Zaten anlık parlayanların ateşi çabuk söner. Siz bu nedenle isim yapmış kişilerin hayatlarını, tarzlarını ve çalışmalarını mutlaka örnek alın.

Çok fazla bilinmeyen, fakat başarı yolunda önem arz eden bir gerçek vardır. Hepimiz başarının çalışmak, çabalamak, vazgeçmemek ve hep daha iyisi için sürekli kendini yenilemek olduğunu biliyoruz. Fakat zihin egzersizini pek tanımıyoruz. Zihin egzersizi, güncel çalışmalarınızı düşüncelerinde canlandırarak, o anı gerçekten yaşıyormuş gibi hayal filminde başrol oynamaktır. Zihin, bu antrenmanlar sayesinde performansını korur ve geliştirir. Deneyin, siz de zamanla bu gerçeğin doğruluğunu fark edeceksiniz.

Okçu örneğinden yola çıkarak, istenen noktaya ulaşmak adına yapılması gereken durumlardan söz ettik. Şimdi bunları maddeler halinde özetleyelim:

1- Önce amacınızı belirleyin.
2- Sahip olunması gereken araçları edinin.
3- İlerlemek istediğiniz yoldan daha önce geçmiş tecrübeli kişilerin, hayatlarını ve tarzlarını inceleyin. Bu size kılavuz olacaktır.
4- Şansı geri planda bırakın. Siz elinizden geleni yapın ki, şans beklentilerinizi meşgul etmesin.
5- Bir an önce hedefi vurmak için çalışmaya başlayın.
6- Hedefi zihninizde vurun. Zihin antrenmanlarında yapılan deneylerde, kişinin cesaret ve yeteneğinin geliştiği ispatlanmış bir gerçektir.
7- Size yarar sağlayacak ortam koşullarını araştırın. Akıntıya karşı kürek çekerek vakit kaybetmek gerekli değilse, akıntının yolundan faydalanmaya çalışın.
8- Zaman içindeki olumlu çalışmalarınız; düşüncelerinizi, zihninizi ve bedeninizi, amaçlarınıza karşı koşullandıracaktır. Eğer cesaretinizi kaybederseniz, zaman size yardımcı olamaz.
9- Hedefi bir kere vurmuşsanız, asla bırakmayın. Kendinizi geliştirerek profesyonelleşin.
10- Başarınızı paylaşın. Tek başına ilerlerseniz, dengenizi kaybettiğinizde destek bulamazsınız.

Bir işi başarmak için, önce inanmak gerekir. Şüpheci davranırsanız, hedefi net göremezsiniz. Tereddütleriniz varsa, iyice düşünün. Yapabileceğinize hala inanıyorsanız, sizi o saatten sonra kimse tutamaz.

Zirvede buluşmak üzere, iyi çalışmalar.

Emre Türker

Picture: deviantart

25 Temmuz 2009

Last Holiday (2006)

Türkçe Adı: Hayatımın Tatili
Tür: Macera / Komedi / Dram
Yönetmen: Wayne Wang
Süre: 112 dakika
Oyuncular: Queen Latifah, LL Cool J, Timothy Hutton, Giancarlo Esposito, Alicia Witt, Gérard Depardieu, Jane Adams, Michael Etsime, Susan Kellermann, Jascha Washington, Matt Ross, Ranjit Chowdhry, Michael Nouri, Jaqueline Fleming, Kendall Mosby
Sıradan bir gün yaşarken, size üç haftalık ömrünüzün kaldığını söyleselerdi, ne yapardınız? Geriye kalan son anlarınızı nasıl değerlendirirdiniz? Çok pahalı bulduğunuz için gidemediniz yerler, hayallerinizi gerçekleştirmek için cesaret, ya da geri kalan zamanda “neden ben?” isyanlarında çığırtkanlık mı yapardınız? İşte size Georgia’nın hayatındaki ikinci perde…

Bir mağazanın mutfak bölümünde görev yapan Georgia Byrd (Queen Latifah), hayallerini gerçekleştirmek üzere listelemiş, sevgi dolu bir kadındır. Aynı mağazanın farklı bölümünde çalışan Sean’a (LL Cool J) aşık olduğundan, belli aralıklarla bölümünü ziyaret eder.

Georgia ve Sean, olası ilişkilerine hazırlık konuşmaları yaparken, Georgia dolabın kapağına başını çarparak ufak bir kaza geçirir. Hastaneye gittiklerinde doktor, Georgia’ya hiç beklemediği bir haber verir. Beyninde tedavisi adına geç kalınmış tümör tespit edilmiş, kendisine ortalama üç hafta ömür biçilmiştir.

Kendini toparlayan Georgia, hayallerinin ihtimallerini yazdığı defterini çıkaracak, kalan sürede onları gerçekleştirmek üzere tüm parasını harcamaya başlayacaktır.

Last Holiday, en anlamlı komedi filmlerinden biri. Hayalleri gerçekleştirmek üzere beklenen zamanın ertelenmemesi, yaşamı günü gününe ve doyasıya yaşamayı anlatan bu film, kesinlikle izlemeye değecektir.

Emre Türker

Picture: impawards

24 Temmuz 2009

Güzel Yazmanın Püf Noktaları

Eli kalem tutan, okuma yazmayı bilen her birey, beyaz sayfaları kelimelerle süsleyebilir. Önemli olan, yazdıklarını anlaşılır kılmak, okurken akılda hoş izler bırakmaktır. Bunu nasıl başarabiliriz?

Şunu itiraf etmeliyiz ki, okuma ve öğrenmeyle birlikte gelen bilgi birikimi, çok büyük önem taşımaktadır. Okumayan veya okuduklarını analiz etmeyen kişiler, doğru hedefe ulaşamaz. Okuduklarınızı aklınızda pekiştirecek, gerekirse birilerine anlatacak ve konuyu aklınızda tekrar ederek özeleştiri yapacaksınız. Ayrıca; sürekli gazete ve dergi takibinin, genel kültür açısından altın değerinde olduğunu da unutmamak gerekir. Gelelim yazı işine…

Yazarların en çok takıldığı unsurlardan biri, konu bulmaktır. Ne yazacağını bildikten sonra ayrıntılara geçmek, zaten yazar için bir zevktir. “Takıldım kaldım, aklıma hiçbir şey gelmiyor.” gibi cümleler kuruyorsanız, günlük tutarak işe başlayın. “Sevgili günlük; böyle yaptım, şöyle yaptım.” gibi not öbeklerinden çok, düzgün anlatımlara yer verin. Mümkün olduğunca ayrıntıları hatırlamaya, açıklamaya ve yorumlamaya özen gösterin.

Yazdıklarınız sizi tatmin ediyor mu? Konuyu tamamlamanın hemen ardından, sorunun cevabı net verilemeyecektir. Masa başından kalkın ve biraz ara verin. Sonra geri dönüp neler yazdığınızı okuyun. Aradan bir gün sonra veya günün farklı saatlerinde, cümlelerinizi yeniden gözden geçirin. (Özellikle ödev ve tez hazırlarken şiddetle tavsiye edilir.) Tekrarlar sayesinde hatalarınızı bulacak, bu yöntemle gittikçe kendinizi geliştireceksiniz.

Papağan gibi kelimeleri tekrar mı ediyorsunuz? Bulmaca çözün. Kare – çengel fark etmez. Amaç, kelime yetersizliğinden arınmaktır. Aynı kelimeleri kullanmanızın sebebi, alternatifler üretemediğinizden kaynaklanır. Ayrıca aşırı uzun cümleler kurmaktan kaçının. “ve” “veya” “ya da” gibi bağlaçları cümle içinde birkaç kere kullanmak yerine, sözlerinize nokta koyup yeni bir cümleye başlayın. Böylesi çok daha okunaklı olacaktır. Kelime bağlantılarının gereksiz uzunluğu kadar, kısa sözlerle kestirip atmak da hoş olmayacaktır. “Ben gittim, evden çıktım, dışarıda yemek yedim.” olumsuzlukları gibi…

Okuduklarınızı anlayamıyorlar mı? Bazıları, teknik bilgisini fazlaca kullanır. Jargon adı verilen, belli firma ve grupların kendi içinde sık kullandığı kelimeler vardır. Örneğin telekomünikasyon alanında çalışanlar, kontörlü hatları prepaid, faturalı hatları postpaid olarak tanımlar. Teknoloji uzmanları ise, neredeyse farklı bir dil kullanmaktadır. Sözlerinden ve yazdıklarından hiçbir şey anlamazsınız. Böyle teknik ağırlıklı konularda, elden geldiğince kolay açıklamalarda bulunun ki, okuyanlar anlamaya çalışırken konudan kopmasın. Unutmayın, kimse sizin kadar işin tekniğini bilmek zorunda değildir.

Giriş cümleniz ve konuyu sona bağlamanız, önem taşır. Bu uyuma dikkat edin.

Düzgün anlatımla gelen hatırda adeta melodik bir hava bırakmak, yazıda etkili olacaktır. Örneğin; “Adam ateş etti ve vurdu.” yerine, “Silahın namlusundan süzülen kurşun, müthiş bir patlamayla birlikte hedefe yönlendi ve rengârenk tabelanın ortasındaki yerini aldı.” gibi…

Cümlelerde renkliliği yakalayamadınız mı? Konuşma dilinde, pek edebi anlatımlarla karşılaşmayız. “Oraya gittim, buraya akşamdan sonra tekrar geleceğim” gibi standart sözlere yer verilir. Fakat okuyucu, farklı şeyler görmek ister. Bu farklılığı ve rengi oluşturmak için, bazen benzetmelere yer vermek gerekir. “Adamda öyle bir cesaret vardı ki, kimse yanına yaklaşamadı.” yerine, “Adamdaki yürek, ateşi sönmez bir mangal gibiydi. Aslan kükreyişini andıran ses tonu, etki alanındaki bölgeye girişleri engelliyordu.” gibi…

Genele hitap etmek istiyorsanız, sert tepkilerden ve yanlı tutumlardan uzak durun. Elden geldiğince terazideki dengeyi sağlamak için bölmelere eşit ağırlıklar koymaya, yani tarafsız yaklaşmaya özen gösterin. Bilmediğiniz konularda ahkâm kesmek yerine, gerekirse araştırma yaparak birikimlerinizi tecrübenizle destekleyin.

Sizi anlamıyor ve sürekli eleştiriyorlar mı? Eleştiri güzel bir şeydir. Hataları görmenize yardımcı olur. Fakat yıkıcı sözlere takılmayacak, yapıcı eleştirilerden ders alacaksınız. Böylesi çok daha iyi olacaktır.

Ayrıca yapıtlarınızda kendinizi övmeyin, bırakın sizi başkaları değerlendirsin.

Bazıları çok iyi okuyucudur ama anlatmayı başaramaz. Bu durum, herkesin mükemmel tablolar çizemeyip, resimlere bakmaktan keyif alması gibidir. Herkesin kendine has bir yeteneği vardır ki, “ben niye onun gibi yapamıyorum?” şikâyetleriyle sıkılmanız gerekmez. Şarkı söylemek, resim yapmak veya yazmak içinizden geliyorsa, içinizdeki sese kulak verin. Gerekirse sırf kendiniz için yapın. Bu sizin mutluluğunuz için yeterlidir.

Şimdiden kaleminize sağlık…

Emre Türker

Picture: deviantart

23 Temmuz 2009

17 Again (2009)

Türkçe Adı: 17 Yeniden
Tür: Komedi / Dram / Romantik
Yönetmen: Burr Steers
Süre: 102 dakika
Oyuncular: Zac Efron, Leslie Mann, Thomas Lennon, Matthew Perry, Tyler Steelman, Allison Miller, Sterling Knight, Michelle Trachtenberg, Adam Gregory, Hunter Parrish, Mario Cassem, Katerina Graham, Tiya Sircar, Melissa Ordway, Melora Hardin, Brian Doyle-Murray, Josie Loren, Jim Gaffigan, Collette Wolfe, Tommy Dewey, Lorna Scott, Kodi Kitchen, Ellis Williams, Diana-Maria Riva, Nicole Sullivan, Margaret Cho, Larry Poindexter
1989 yılında popüler bir basketçi olan Mike O'Donnell (Zac Efron), şimdiki eşi Scarlett (Leslie Mann) ile evlenmek için yaşamını tamamen değiştirmiştir. Mike, birliktelikleri boyunca geçen zamanda yaşanan olumsuzlukları evliliğine bağlamış, Scarlett’i bir şekilde sorumlu tutmuştur. Çocukları Alex (Sterling Knight) ve Maggie (Michelle Trachtenberg) ile fazla ilgilenmeyen Mike, boşanmanın eşiğine gelir.

Geçmişe dönmeyi hayal eden Mike için bir mucize olur ve zaman değişmese de, 17 yaşına geri döner. En iyi dostu Ned’le (Thomas Lennon) bu mucizeyi paylaşarak, ne yapacağı konusunda ondan yardım ister.

Genç Mike, liseye geri dönmeye karar verir. Fantastik kurgu meraklısı dostu Ned ise, babası rolüne soyunacaktır.

Liseye geri dönüşüyle birlikte Mike, çocuklarını yakından izleme şansına sahip olur. Böylece, geçmişiyle şimdiki hayatını sorgulayarak, doğru ve yanlışlarını bulacaktır.

Eğlenceli bir film olan 17 Again, izleyiciyi kendisine bağlamayı başarıyor. Hayatla ilgili ufak tefek dersler de veren yapım, türünden hoşlananlar için tavsiyedir.

Emre Türker

Picture: impawards