
Çok çalışarak zirveyi ne kadar zorlayabiliriz?
Çalışmayı ikiye ayıralım.
1- Soluksuz ve kan ter içinde kalarak.
2- Planlayarak ve belli aralıklarda dinlenerek.
İş ortamlarında, bir numaranın daha önemli olduğunu düşünen çoktur. Öyle çalışanlar vardır ki, söylediklerinizi duyamaz. Sizinle konuşurken, birkaç dakika sonra yapması gerekenleri hesaplar. Yemek arası kısa tutulmalı ve bir an önce işe geri dönülmelidir. İşler yetişmez, eleman yetersizdir ve o olmazsa, işler duracaktır. Böyle düşünüyorsanız, işkoliksiniz. Şimdiden geçmiş olsun.
Okul sıralarındaki öğrencilerin eğitim programları, belli bir çizgide yürütülür. Ders saatleri yaklaşık 50 dakika, ders arası molalar 5-10 dakika arasıdır. Bu gelişigüzel hazırlanmış bir program değildir. Çünkü zaman uzadıkça, dikkatler dağılmaya başlar. Bilinir ki öğrenciler, birleştirilmiş blok derslerden nefret eder. Birinci yarı bitip ikinci yarıya geçildiğinde, saatler kontrol edilir. Birçok kişi esner ve kısa şekerlemelere başlar. Blok dersler, molalara bloke koyan derslerdir. Uygulamanın çok fazla başarıyla sonuçlandığını görmedim. Daha fazla emek harcadığını düşünen eğitimcilere duyurulur. Blok dersi seven öğretmenler, soluksuz çalışan grubuna girer.
İki numaradaki çalışma grubu, işlere başlamadan önce strateji geliştirir. Öncelikleri belirleyip, mola saatlerini hesaplar. Mola saati atlanmamalıdır. Fakat mola saatlerini kesin çizgiyle de belirlememek gerekir. “dinlenme vaktini kaçırmışım, çıkmamalıyım” veya “dinlenme vaktini kaçırmışsın, şansını kaçırdın.” Eğer kişi kendini formda hissediyorsa, mola saatini biraz erteleyebilir. Bu normaldir, engellemeyin.
Profesyonel şirketler daha çok kazanır, amatörler ise ayakta kalmaya çalışır. Neden acaba? Profesyonel şirketlerde çalışma zamanı net çizgilerle belirlenmiştir. Şu saatte işe gelinir ve şu saatte çıkılır. Yılda ortalama 2 haftadan başlayan tatil hakkı var. Toplam dinlenme vakti, yemek ve hatta çay saatleri düzenlenmiştir. Amatör şirketler ise, biraz bencilce katı kurallar çizer. İşe geliş saati belli ama çıkış saati belli değildir. Çalışırken yemek yiyebilirsin. Çayını masanda iç, dışarıya çıkma! Bu hafta her gün çalışılacak, vs.
Aşırı disiplin, motivasyonu bozan bir canavardır. Eğer işveren, birkaç dakika gecikenden veya gerçekten hasta olup gelemeyenden para kesmeye kalkarsa, geri dönüşümü kötü olur. Yani personelin performansı düşer ve işler yavaşlar. Dünyada isim yapmış şirketlerin başarısı, çalışanlarına verdiği değerle ölçülür. Bu şirketler çok çalışarak değil, planlı ve düzenli çalışarak yükselir. Büyük patronlar hep söyler “Çalışanımın mutluluğu, şirketimin mutluluğudur.”
Soluksuz çalışırsanız, yorulursunuz. Kaldırabileceğinizden fazla iş almaya kalkarsanız, altında ezilirsiniz. Ama çok fazla işi çözümleyebilecek sistemler geliştirirseniz ve sağlığınız bundan etkilenmeyecekse, bu zaten 2. gruba adım atmak demektir.
İşyerlerinde, çalışanların önünde çok fazla gördüğümüz bir slogan vardır. “Panik yapma, işler yetişir.” Gerçekten öyle. İşleri yetiştirme telaşı içine girerseniz, doğru düşünemezsiniz. Hata yapma riskiniz yükselir.
Çok bunaldığınızda gözlerinizi kapayın. Derin nefes alın ve nefes verirken gevşeyin. Bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra, gözlerinizi açın. Rahatlayamadıysanız, biraz temiz hava için dışarıya çıkıp tekrar yerinize geri dönün. Şimdi bunaldığınız o konuya tekrar geri dönün ama bu sefer panik yamadan, olumlu düşüncelerle…
Beyninizin dinlenmeye ihtiyacı var. Molalarınızda iş düşünmek, dinlenmek sayılmaz. İş hayatı ve güncel hayat, ayrıştırılmalıdır. Her ikisini de doya doya yaşamak için, hayatınızı siz seçin. Seçim ardından yaşamınızın nasıl olması gerektiğini planlayın, biraz nefes alın ve eyleme geçin. Zirve sizi bekliyor.
Emre Türker
Picture:
deviantart